Yemen’i Tekrar İkiye Bölmek İstiyorlar” Merve Şebnem Oruç'tan Kritik Orta Doğu Yorumu - TGRT Haber
TGRT Haber TV · 2026-10-12
💡 Hızlı Bilgi
1. Yemen'de Husilerin ilerleyişi ve Suudi Arabistan'a yönelik saldırılar sürerken, Birleşik Arap Emirlikleri destekli Güney güçlerinin bölgeyi 1990 öncesi gibi ikiye bölme hedefiyle ikili oynadığı ve Riyad'ın güvenlik zafiyeti yaşadığı açıklandı.
2. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki Mekke Anlaşması'nın NATO'nun 5. maddesine benzer bir karşılıklı savunma taahhüdü içerdiği, ancak Türkiye açısından yürürlüğe girmesi için TBMM onayının zorunlu olduğu belirtildi.
3. ABD'de yaklaşan seçimler öncesinde Trump yönetiminin Kongre onayı almadan savaşa girme riski, aile çevresi ve enerji piyasalarına dair olası soruşturmalar ve azil tartışmalarıyla sıkıştığı vurgulandı.
4. Rusya-Ukrayna savaşında enerji altyapılarına yönelik geçici ateşkes iddiaları gündeme gelirken, sahadaki yıpratma savaşının en az 2028-2029 yıllarına kadar uzayabileceği değerlendirildi.
📊 Detaylı Açıklama
Programda Yemen krizinin son durumu ele alınırken, Husilerin motivasyonunun arkasında yalnızca İran'ın değil, bölgedeki karmaşık ittifakların da yer aldığı belirtildi. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail ve ABD'nin Körfez politikasında ikili bir tutum sergilediği öne sürüldü. Suudi Arabistan topraklarının ve lojistik hatlarının hedef alınması, Riyad Havalimanı gibi kritik noktaların vurulup 12 kişinin hayatını kaybetmesi, mevcut Amerikan hava savunma şemsiyesinin yetersiz kaldığını veya kasıtlı bir zafiyet barındırdığını gösteren örnekler olarak tartışıldı.
Yemen'in sahadaki bölünmüş yapısına dikkat çeken Merve Şebnem Oruç ve diğer yorumcular, Taiz, Moka, Hudeyde ve Babülmendep hattının Ocak ayına kadar Birleşik Arap Emirlikleri'nin finanse ettiği ayrılıkçı güney güçlerinin kontrolünde olduğunu hatırlattı. BAE'nin çekilmesinin ardından maaşlarını Suudi Arabistan'ın ödemesine rağmen, Aydar Ezzübeydi liderliğindeki bu güney güçlerinin 1990 öncesindeki bölünmüş Yemen haritasına geri dönmek istedikleri ifade edildi. Bu grupların ideolojik hedefleri doğrultusunda geri çekilerek Husilerin birkaç gün içinde stratejik alanları ele geçirmesine zemin hazırladığı kaydedildi.
Türkiye'nin olası askeri rolü ve Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan arasında gündeme gelen Mekke Anlaşması geniş çapta tartışıldı. Anlaşmanın prensipte NATO'nun 5. maddesi gibi bir ülkeye yapılan saldırıyı diğerlerine yapılmış sayan bir kolektif savunma mantığı taşıdığı, fakat anlaşmanın hayata geçebilmesi için öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından onaylanması gerektiği vurgulandı. Ayrıca Yemen'in anlaşma kapsamındaki bir ülke toprağı olmadığı, Suudi Arabistan'a yönelik saldırıların ise şu aşamada hava yoluyla gerçekleştiği, bu nedenle Türkiye'nin Yemen'e doğrudan kara gücü göndermesi gibi bir senaryonun hukuken ve fiilen geçerli olmadığı aktarıldı.
Suudi Arabistan içindeki savunma dengelerinde Pakistan faktörünün altı çizildi. Pakistan'ın 1960'lardan beri Suudi Arabistan ile yürüttüğü ikili askeri iş birlikleri çerçevesinde ülkede resmi rakamlara göre 20 bin, gayriresmi iddialara göre ise 100 binin üzerinde özel askeri birliğinin bulunduğu aktarıldı. Bu güçlerin halihazırda Suudi Arabistan'ın güvenliği ve iç dinamiklerdeki tehditlere karşı konuşlu olduğu ve operasyonel varlığını sürdürdüğü bilgisi paylaşıldı.
Türkiye'nin geçmişte Suriye krizinde sergilediği tutum masaya yatırılarak Yemen ile kıyaslandı. Türkiye'nin 2012-2016 yılları arasında doğrudan askeri müdahalede gecikmesinin sınır hattında terör koridoru ve İran/Hizbullah gibi aktörlerin alan kazanmasıyla sonuçlandığı, 2016 darbe girişimi sonrasında ise sınır ötesi güvenlik doktrininin radikal bir şekilde değiştiği hatırlatıldı. Ancak Yemen sahasının Suriye gibi doğrudan kara sınırı içeren bir beka tehdidi oluşturmadığı, bölgesel deniz güvenliği için Kızıldeniz'de zaten fırkateyn görevlendirmesi gibi çok uluslu misyonlara katkı verildiği ifade edildi.
Ukrayna-Rusya savaşı ve küresel enerji dengeleri bağlamında Donald Trump'ın yaklaşan ABD seçimleri öncesindeki çıkmazına değinildi. Trump'ın iç siyasette akaryakıt fiyatlarını düşürme baskısı altında olduğu, petrol ve dizel dengeleri sebebiyle enerji tesislerine yönelik bir ateşkes peşinde koştuğu belirtildi. Buna karşılık Ukrayna lideri Zelenski'nin iktidarını koruma refleksi gösterdiği, savaşın uzamasında İsrail ve İngiltere gibi aktörlerin perde arkası etkilerinin bulunduğu ve iki tarafın da birbirini yıpratma safhasına girdiği kaydedildi.
ABD iç politikasında Kongre dengeleri ve Trump'a yönelik riskler değerlendirildi. Olası bir ara seçim mağlubiyetinde Demokratların Trump'a karşı soruşturma ve celp süreçlerini artıracağı; insider trading, aile şirketleri, enerji piyasaları ilişkileri ve Kongre onayı olmadan İran'a karşı askeri hamleler yapılması gibi gerekçelerle azil mekanizmasının dahi gündeme getirilebileceği ifade edildi.
Rusya'nın Donetsk, Luhansk ve Kırım gibi bölgeleri tarihsel ve güvenlik bağlamında pazarlık dışı tuttuğu, Ukrayna sahasındaki çatışmaların sınırlarının daraldığı ancak şiddetinin sürdüğü aktarıldı. Rusya'nın enerji altyapılarına yönelik saldırılar nedeniyle geçici olarak Türkiye gibi ülkelerden yakıt ithalatı noktasına dahi geldiği, buna rağmen sahadaki kilitlenmenin 2028-2029 yıllarından önce nihai bir çözüme kavuşmasının beklenmediği vurgulandı.
🎯 Haber Analisti Yorumu
Orta Doğu'da Yemen üzerinden yürüyen kriz, salt Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki yerel bir çatışma olmaktan çıkmış, Körfez monarşilerinin kendi içindeki liderlik ve nüfuz mücadelesine dönüşmüştür. Birleşik Arap Emirlikleri'nin Güney Geçiş Konseyi güçleri üzerinden güney Yemen'i koparma projesi, Riyad'ın bölgesel güvenlik mimarisini doğrudan baltalamaktadır. BAE'nin mali ve askeri desteği çekildikten sonra sahada yaşanan ani çöküş, paralı veya vekil unsurlarla sınır güvenliği sağlamanın sürdürülemez olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile imzaladığı savunma anlaşmasının kamuoyunda yanlış aksettirilmesi stratejik bir dezenformasyon riski barındırmaktadır. Türkiye'nin bölgedeki varlığı doğrudan Yemen bataklığına asker sokmak üzerine değil; hava savunması, teknoloji transferi ve caydırıcılık temellidir. TBMM onay mekanizması işletilmeden Türkiye'nin bir NATO 5. madde benzeri mekanizmayla Yemen sahasında sıcak çatışmaya gireceği beklentisi, Türk dış politikasının Suriye ve Karabağ tecrübelerinden süzülen rasyonel sınır güvenliği doktriniyle uyuşmamaktadır.
ABD iç politikasındaki sıkışma ve Trump faktörü, bölgedeki güvenlik boşluğunu derinleştirmektedir. Washington yönetimlerinin seçim hesapları nedeniyle Körfez müttefiklerini hava saldırılarına karşı korumasız bırakması, Suudi Arabistan'ı İbrahim Anlaşmaları gibi dayatmalara açık hale getirme stratejisinin bir parçası olarak okunabilir. Aynı zamanda ABD'nin iç hukukunda Kongre onayı aranmaksızın girişilen askeri maceraların Trump'a azil ve soruşturma olarak dönecek olması, Beyaz Saray'ın bölgede uzun vadeli ve tutarlı bir garanti sunamayacağını tescillemektedir.
Ukrayna ve Yemen hatlarının eşzamanlı olarak enerji jeopolitiğine kilitlenmesi, küresel sistemde kısa vadeli diplomatik zaferlerin mümkün olmadığını göstermektedir. Tarafların birbirinin rafinerilerini vurduğu, ambargo uygulayan ülkelerin esneklik aradığı bu dönemde geçici ateşkesler yapısal çözümler üretmeyecektir. Türkiye açısından rasyonel hareket tarzı; Yemen gibi vekillerin cirit attığı çok taraflı bataklıklara karadan dahil olmaktan kesinlikle kaçınmak, savunma sanayii ve deniz güvenliği ekseninde caydırıcı diplomasiyi sürdürmek ve küresel enerji türbülansında kendi tedarik güvenliğini koruyarak gelişmeleri temkinli bir şekilde izlemektir.
Kanal: TGRT Haber TV