Yatırım Bülteni - "Eylül Ayı Enflasyonunun Yüzde 2'nin Üzerine Çıkmasını Bekliyoruz" | 30 Eylül 2026
BloombergHT · 2026-09-30
💡 Hızlı Bilgi
1. Borsa İstanbul için aceleci alım yapma; likit olmayan yan hisselerden kaçınarak BIST 30 ağırlıklı hisselerde uzun vadeli biriktir (F/K çarpanı 5,3 seviyesinde).
2. TCMB faiz indirimi beklentisini rafa kaldır; Ekim toplantısında faiz indirimi yerine pas geçilmesini bekle.
3. Altını bu seviyelerden agresif alma; oynaklık tarihi ortalamaların çok üzerinde olduğundan portföydeki payını en fazla %5 ile sınırla ve bekle.
4. ABD tahvillerinde yeni alım için acele etme; 30 yıllık getiriler %5,56 ile 2002 zirvesini zorlarken tahvil faizlerinde dip teyidi gelene kadar bekle.
5. Brent petrolde yeni uzun pozisyon alma; 100 doların üzerindeki kalıcılık küresel stagflasyon riski yarattığından enerji fiyatlarındaki normalleşmeyi izle.
6. ABD büyük teknoloji hisselerini döviz bazlı portföyler için biriktir; borçsuz ve nakit akışı güçlü dev şirketlerdeki (Microsoft, Alphabet/Google) iskontoyu değerlendir.
7. Türkiye Eurobondlarını portföylere ekle/al; küresel tahvil satışlarını ve CDS artışını fiyatlayan yüksek getirili kıymetler döviz bazında cazip fırsat sunuyor.
8. Döviz alımı yaparak dolarizasyona gitme; TL mevduat ve carry trade getirisi dolar bazında getiri üstünlüğünü koruduğu için TL varlıklarda kal.
9. Tasfiye sürecindeki fonlarla bağlantılı sığ hisseleri alma; SPK ve Fon Koordinasyon Kurulu'nun yürüttüğü takvim tamamlanana kadar süreci kenardan izle.
📊 Detaylı Açıklama
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Cumhurbaşkanlığı koordinasyonunda yürütülen fon tasfiye süreci, yerli piyasaların ana gündem maddesi olmaya devam ediyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında oluşturulan Fon Koordinasyon Kurulu ve Devlet Denetleme Kurulu'nun (DDK) devreye girmesi, sürecin kurumsal bir çerçevede çözüleceğini gösteriyor. Tasfiye kapsamındaki fonların Türkiye'deki yerleşiklerin toplam finansal varlıkları içindeki payının yalnızca %1,5 düzeyinde bulunması, bu türbülansın sistemik bir bankacılık veya sermaye piyasası krizine dönüşme riskini sınırlandırıyor. Düzenleyici otoritelerin atacağı şeffaflık adımları kısa vadede volatilite yaratsa da orta vadede yabancı yatırımcının güvenini tazeleyecek bir zemin hazırlıyor.
Borsa İstanbul genelinde son dönemde yaşanan sert satış dalgası, endeksin piyasa değerini 90 milyar dolar seviyesine kadar geriletirken fiyat/kazanç çarpanını 5,3 seviyesine çekti. Gelişmekte olan ülke ortalamasının 12,5 ve Türkiye'nin tarihsel ortalamasının 8,5 çarpan olduğu dikkate alındığında, mevcut seviyeler makro dengelerin korunduğu bir senaryoda %60'a varan bir yükseliş potansiyeline işaret ediyor. Ancak bu süreçte sığ ve likit olmayan hisselerde taban serilerinin sürdüğü, piyasadaki günlük işlem hacminin Ağustos ayına kıyasla dolar bazında yarı yarıya eridiği görülüyor. Yatırımcıların panik satışları yerine BIST 30 gibi likit ve kurumsal şirketlere konsantre olması, vadeyi en az bir-iki yıla yayarak kademeli birikim stratejisi uygulaması öneriliyor.
İçeride makroekonomik cephede gözler Eylül ayı enflasyon verisine çevrilmiş durumda. Enerji maliyetlerindeki küresel sıçramanın gecikmeli yansımaları nedeniyle Eylül ayı aylık TÜFE'sinin %2'nin üzerine çıkması bekleniyor. Buna karşılık gıda ve sebze grubundaki fiyat gerilemeleri ile hizmet enflasyonundaki artış hızının ivme kaybetmesi çekirdek dinamikler açısından olumlu okunuyor. Kur tarafında yıl sonuna kadar kalan yaklaşık %6'lık enflasyon alanına paralel kontrollü bir yükseliş öngörülüyor. Dolarizasyon tarafında bankacılık mevduatlarında genele yayılan bir kaçış görülmezken, TL mevduatın sunduğu yüksek reel getiri yatırımcıların dövize yönelmesini engelliyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) para politikası patikasına ilişkin beklentiler küresel dış şoklar nedeniyle revize edilmiş durumda. Daha önce baz senaryo olarak Ekim ayında 100 baz puan ve yıl sonuna kadar bir 100 baz puan daha faiz indirimi planlanırken, küresel merkez bankalarının sıkı duruşu ve petrol şoku bu alanı daraltıyor. Brent petrolün yüksek seyri, küresel faizlerin tırmanışı ve Eylül enflasyonunun %2 üzerine çıkma ihtimali nedeniyle TCMB'nin Ekim toplantısını pas geçme olasılığı iki hafta öncesine göre belirgin şekilde güçlenmiş vaziyette.
Küresel enerji piyasalarında Brent petrolün 100 dolar üzerine yerleşmesi ve eğrinin belirgin bir "backwardation" yapısına bürünmesi fiziksel arz sıkışıklığını belgeliyor. Petrolün 27 Şubat'tan bu yana %40, Hollanda TTF doğalgaz fiyatlarının ise %120'nin üzerinde prim yapması, Avrupa'da manşet enflasyonu %3,2'den %3,5'e taşırken küresel ekonomi için stagflasyon tartışmalarını yeniden alevlendiriyor. Borçluluk oranlarının rekor kırdığı ve yapay zeka yatırımlarının bile %40'lara varan oranda borçla finanse edildiği bir dünyada, 100 dolar üzeri petrol sürdürülemez bir finansal yük oluşturuyor. Suudi Arabistan'ın sevkiyatları artırması ve Hürmüz Boğazı'ndaki geçişlerin normale dönmesi gibi somut arz rahatlamaları görülmeden enerjide kalıcı bir gevşeme beklenmiyor.
Amerika Birleşik Devletleri tahvil piyasasında yaşanan satış dalgası küresel likiditeyi doğrudan vuruyor. ABD 30 yıllık tahvil faizlerinin %5,56 ile 2002'den bu yana en yüksek seviyesine çıkması, 10 yıllıkların %5,21 ve 2 yıllıkların %4,87 bandına tırmanması piyasaların henüz zirve faiz konusunda ikna olmadığını gösteriyor. 30 trilyon dolarlık ABD tahvil piyasasında kaldıraçlı hedge fonların payının artması kırılganlığı tırmandırırken, New York Fed Başkanı Williams'ın enflasyonu dizginlemek adına yıl sonuna doğru yeni bir faiz artışı sinyali vermesi baskıyı artırıyor. Piyasada kalıcı bir tahvil rallisi için ABD yönetiminin jeopolitik tansiyonu düşürmesi ya da dizel ithalatı kısıtlamaları gibi iç enflasyon tedbirlerini hayata geçirmesi bekleniyor.
Geleneksel güvenli liman olarak kabul edilen ons altın, 4.181 dolar seviyelerinde yatay bir konsolidasyon sürecine girmiş durumda. Ancak opsiyon piyasalarında normalde aylık %2-3 olan fiyatlama oynaklığının %8'lere fırlaması, altının klasik risksiz varlık özelliğinden uzaklaşarak yüksek volatiliteye sahip spekülatif bir enstrümana dönüştüğünü gösteriyor. Bu nedenle portföylerde altın ağırlığının en fazla %5 ile sınırlandırılması, bu seviyelerden yeni agresif alım yapılmaması ve sermayenin nakit akışı kuvvetli, borçluluk sorunu yaşamayan iskonto görmüş büyük ABD teknoloji şirketlerinde çeşitlendirilmesi tavsiye ediliyor.
Uluslararası piyasalarda Türkiye'nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) 247 baz puan seviyesinde seyrederken, ay başından bu yana görülen yaklaşık %10'luk CDS yükselişi Türkiye'ye özgü bir güvensizlikten ziyade gelişmekte olan ülkelerin genelinde yaşanan küresel faiz baskısından kaynaklanıyor. Amerikan tahvil faizlerindeki yükseliş ve CDS sıçraması nedeniyle Türkiye Eurobondlarının getirisi döviz bazında oldukça cazip seviyelere ulaştı. Yabancı yatırımcının geçen hafta net alıcı tarafa geçmesi ve sermaye piyasalarındaki regülasyon adımlarının piyasayı daha şeffaf kılacak olması, Eurobond ve büyük ölçekli Türk varlıklarını orta-uzun vadeli yabancı sermaye için fırsat penceresi haline getiriyor.
🎯 Finans Uzmanı Yorumu
Piyasanın içinde bulunduğu mevcut konjonktür, enerji şokları ile küresel faiz artışlarının kesiştiği yüksek tansiyonlu bir döneme işaret ediyor. Brent petrolün 100 dolar eşiğinde kalıcılaşması ve doğalgaz maliyetlerindeki rekor artışlar, merkez bankalarının faiz indirim döngüsünü öteleyerek küresel ekonomiyi stagflasyon kıskacına sokuyor. Nitekim içeride Eylül enflasyonunun %2 üzerine çıkma beklentisi ve dış finansman koşullarındaki daralma, TCMB'nin faiz indiriminde aceleci davranamayacağını teyit ediyor. Para politikasında erken bir gevşeme adımı yerine temkinli duruşun korunması, makro dengelerin muhafazası adına en rasyonel seçenek olarak masada duruyor.
Borsa İstanbul tarafında fon tasfiyeleriyle tetiklenen güven sarsıntısını soğukkanlılıkla analiz etmek gerekir. Tasfiye edilen portföylerin yerleşik finansal varlıklarının yalnızca %1,5'ini oluşturması, yaşanan krizin yapısal değil likidite ve yoğunlaşma kaynaklı yerel bir sıkışma olduğunu kanıtlıyor. Bu süreçte endeksin F/K çarpanının 5,3 seviyesine inmesi, krizin fiyatlandığını ve uzun vadeli değerleme fırsatlarının doğduğunu gösteriyor. Ancak düşen bıçağı tutmaya çalışmak yerine, taban serisi yapan likit olmayan yan tahtalardan kesinlikle uzak durulmalı ve BIST 30 gibi derinliği yüksek hisselerde pozisyonlar korunmalıdır.
Küresel tahvil ve emtia dinamikleri ise yatırımcılara temkinli olma sinyali veriyor. ABD 30 yıllık faizlerinin %5,56'ya fırlaması ve John Williams'ın faiz artış uyarısı, tahvil faizlerinde dip arayışının henüz sonuçlanmadığını gösteriyor. Tahvilde alım yönlü pozisyon açmak için faizlerdeki tepe oluşumunun netleşmesi beklenmelidir. Diğer yandan altının aylık oynaklığının opsiyonlarda %8'e çıkması, altının "güvenli liman" zırhını kaybettiğini gösteriyor. Altında agresif pozisyon açmak yerine portföy payını %5 ile sınırlamak, boşa çıkan likiditeyi ise borçsuz ve güçlü nakit akışına sahip ABD büyük teknoloji şirketlerinde değerlendirmek çok daha sağlıklı bir risk yönetimidir.
Sonuç olarak piyasada panikle hareket edilmemesi, "bekle ve gör" stratejisiyle seçici pozisyonların biriktirilmesi gereken bir geçiş evresindeyiz. Mevcut getiri eğrisi altında döviz tarafında agresif alım yapıp dolarizasyona yönelmek rasyonel değildir; zira TL mevduat ve carry trade getirisi reel üstünlüğünü korumaktadır. Yatırımcılar için en ideal portföy kompozisyonu; yüksek faizli TL mevduat ve döviz bazında cazip getiri sunan Türkiye Eurobondlarını omurga yaparak, yan tahtalardan arındırılmış BIST 30 hisselerini uzun vadeli biriktirmek ve küresel piyasalarda nakit zengini defansif teknoloji hisselerine pay ayırmaktan geçmektedir.
⚠️ Bu içerik yatırım tavsiyesi değildir.
Kanal: BloombergHT