Yapı Kredi Yatırım’dan Piyasa ve Ekonomi Sohbetleri #28 | 30.09.2026
Yatırım Dünyam · 2026-09-30
💡 Hızlı Bilgi
1. S&P ve Nasdaq zirvelere yakın seyretmesine rağmen riske karşı çok fazla hata marjı kalmadığından dikkatli olunmalı.
2. ABD'de 10 yıllık tahvil faizlerinin %5.2 seviyesine kadar yükselebileceği tahmin ediliyor, bu nedenle bu seviyelerden riskli varlıklarda acele edilmemeli.
3. Euro/Dolar paritesinde doların henüz yükselişini tamamlamadığı ve dolar lehine seyrin süreceği öngörülüyor.
4. Altın fiyatlarındaki düşüşler uzun vadeli alım fırsatı olarak değerlendirilmeli; yapısal ve rezerv çeşitlendirmesi talebi güçlü kalmaya devam ediyor.
5. Petrol fiyatlarının jeopolitik riskler ve azalan stratejik rezervler nedeniyle yüksek kalması bekleniyor.
6. Türkiye'de Merkez Bankası'nın enerji fiyatlarındaki risklerin azalması koşuluyla ekim ayında 100 baz puanlık faiz indirimine gitme ihtimali bulunuyor.
7. Borsa İstanbul'da şirketlerin operasyonel performansları, nakit ve bilanço yapıları hisse seçiminde en kritik belirleyici olmayı sürdürüyor.
8. Yıl sonuna kadar Borsa İstanbul'da dalgalı bir seyir beklenirken, trade işlemlerinin ön planda olacağı bir piyasa ortamı öngörülüyor.
📊 Detaylı Açıklama
Küresel piyasalarda jeopolitik riskler, İran gerginliği, Fed'in şahin politikaları ve Amerika'nın bütçe açığı gibi borç dinamikleri ön planda tutulmaktadır. Konuşmacı, bu risklere rağmen Amerikan borsalarının (S&P ve Nasdaq) tarihi zirvelerine oldukça yakın seyrettiğini, ancak piyasadaki VIX volatilite endeksinin 14 gibi çok düşük bir seviyede kapanmasının risklerin görmezden gelindiğini ve hayra alamet olmadığını vurgulamaktadır. Bu durum, piyasaların sadece güçlü şirket karlarına odaklandığını ancak risk primlerinin sıfıra yakınlaşması sebebiyle hata marjı bırakmadığını göstermektedir.
Uzun vadeli tahvil faizleri üzerindeki baskılar sadece ABD ile sınırlı kalmayıp Japonya, Almanya, Fransa ve Avustralya gibi ülkelerde de hissedilmektedir. ABD'de 5 yıllık tahvil faizleri 2007'den bu yana ilk defa %5'in üzerine çıkarken, 10 yıllık faizlerin %5.2'ye tırmanması beklenmektedir. Bu faiz ortamı, borçlanma maliyetlerini artırarak küresel risk iştahını baskılayan temel unsurlar arasında yer almaktadır.
Euro/Dolar paritesi değerlendirilirken, her iki bölgede de faiz artış süreçleri bulunsa da Amerika'nın ekonomik temellerinin daha avantajlı olduğu ifade edilmektedir. Avrupa tarafında Almanya'da aşırı sağın yükselişi ve Fransa'daki siyasi çalkantıların başlangıç aşamasında olması euro üzerinde baskı yaratmaktadır. Sonuç olarak, doların henüz yükselişini tamamlamadığı ve dolar lehine hareketin devam edeceği öngörülmektedir.
Altın piyasasında güçlenen dolara rağmen fiyatların dirençli kalmasının arkasında yapısal bir hikaye yatmaktadır. Rusya varlıklarına el konulmasından sonra özellikle Çin (Ağustos ayına kadar 1000 ton alım) ve Hindistan başta olmak üzere merkez bankalarının rezerv çeşitlendirmesi amacıyla kar amacı gütmeden altın alımlarını artırdığı belirtilmektedir. ETF'lerden gelen fonlar da bu hareketi desteklemektedir. Eylül ve ekim aylarında kısa vadeli düzeltmeler beklense de, bu düşüşlerin uzun vadeli alım fırsatı sunmaya devam ettiği vurgulanmaktadır.
Petrol piyasasında, Suudi Arabistan'daki doğu-batı hattının vurulması ve Hürmüz Boğazı dışındaki sevkiyat hatlarının sekteye uğraması riskleri artırmıştır. Diplomatik görüşmelerden sonuç alınamaması ve Çin ile ABD'nin stratejik rezervlerini tarihin en düşük seviyelerine indirmiş olması, bu rezervlerin ileride yeniden doldurulacak olmasından ötürü petrolde talep yaratacaktır. Ayrıca rafine ürünlerden dizeldeki maliyet baskılarının merkez bankalarını şahin tutuma ittiği ve petrol fiyatlarının yüksek kalma olasılığının güçlü olduğu ifade edilmektedir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) para politikası cephesinde, fonlamanın 40'tan 37'ye çekildiği ve metinlerde talep zayıflığının daha güçlü vurgulandığı belirtilmektedir. TCMB, enerji fiyatlarının yarattığı risklerin azalması şartına bağlı olarak Ekim ayında 100 baz puanlık bir faiz indirimi sinyali vermiştir. Enflasyonun %30'larda katılık göstermesi ve beklentilerin yavaş düşmesi nedeniyle agresif bir indirim döngüsü beklenmese de, enerji fiyatlarının seyrine göre iki toplantıda yüzer baz puanlık indirimler masada kalmaya devam etmektedir.
Türkiye'de makroekonomik görünümde iç talebin zayıf seyrettiği, sanayi üretimi ve PMI verilerinde güçlü bir ivme olmasa da derin bir resesyon resmi de görülmediği ifade edilmektedir. Enflasyonda hizmetler kalemi başta olmak üzere yapışkanlık devam ederken, cari açığın bu yıl bir problem oluşturmayacağı ve maliye politikasının Orta Vadeli Program hedeflerinin biraz ilerisinde başarılı bir seyir izlediği aktarılmaktadır.
Borsa İstanbul tarafında ise, son dönemde yaşanan sert düşüşlerin ve dalgalanmaların sürpriz yarattığı ancak uzun vadede piyasa istikrarı ve yatırımcı güveni açısından kurumsal işleyişe katkı sağlayabileceği ifade edilmektedir. Enflasyon katılığı ve faiz indirim döngüsünün öngörülenden geride kalması nedeniyle hisse seçimlerinde nakit ve bilanço yapısının kritik olacağı belirtilmektedir. Yıl sonuna kadar Borsa İstanbul'da al-sat (trade) işlemlerinin ön planda olacağı dalgalı bir dönemin sürmesi beklenmektedir.
🎯 Finans Uzmanı Yorumu
Konuşmacının aktardığı veriler ve piyasa dinamikleri incelendiğinde, küresel ölçekte hisse senedi piyasalarının zirvelerde olmasına karşın makro risklerin ve yüksek tahvil faizlerinin fiyatlandırmalarda ciddi bir uyumsuzluk yarattığı net bir şekilde görülmektedir. VIX endeksinin 14 gibi tarihi düşük seviyelerde kalması, yatırımcıların jeopolitik ve mali riskleri hafife aldığını göstermekte olup, bu durum piyasayı olası şoklara karşı son derece kırılgan hale getirmektedir. Konuşmacının temkinli ve "dikkatli olunmalı" duruşu, mevcut seviyelerden agresif alım yapmanın barındırdığı yüksek riskler açısından son derece yerindedir.
Emtia cephesinde altının merkez bankası rezerv alımlarıyla desteklenen yapısal hikayesi sağlam dururken, kısa vadeli teknik düzeltmelerin sabırlı yatırımcılar için biriktirme fırsatı sunduğu tespiti doğrudur. Buna karşın, petrol ve enerji fiyatlarının jeopolitik gerilimler ve tükenen stratejik rezervler nedeniyle yüksek kalma potansiyeli, merkez bankalarının enflasyonla mücadelesini zorlaştıran bir unsur olarak küresel ekonominin boynundaki risk halkası olmaya devam etmektedir. Bu bağlamda, enerji maliyetlerindeki dalgalanmaların hem gelişmiş ülke faiz patikalarını hem de Türkiye'nin faiz indirimi beklentilerini doğrudan etkileyecek kilit bir eşik olduğu unutulmamalıdır.
Türkiye ekonomisi ve Borsa İstanbul özelindeki değerlendirmeler, iç talepteki yavaşlama ile hizmet enflasyonundaki katılık arasındaki sıkışmayı net bir şekilde ortaya koymaktadır. TCMB'nin faiz indirimleri için enerji fiyatlarının gerilemesini şart koşan yaklaşımı, para politikasının dışsal şoklara ne kadar bağımlı olduğunu göstermektedir. Bu makro zemin altında, Borsa İstanbul'da yönün tek yönlü bir ralliye değil, bilançosu güçlü, nakit yaratma kapasitesi yüksek ve borçluluğu az olan seçici şirketlerde trade odaklı hareketlere gebe olduğu anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak, hem küresel hisse senetleri hem de yerel piyasalar için mevcut konjonktürde "körlemesine alım" veya "aşırı iyimserlik" dönemi kapanmıştır. Yatırımcıların ABD 10 yıllık faizlerinin %5.2 hedefine doğru hareketini, enerji fiyatlarındaki jeopolitik riskleri ve BIST'teki dalgalı trade seyrini yakından izlemesi gerekmektedir. Konuşmacının çizdiği çerçeve doğrultusunda, bu aşamada riskli varlıklarda acele edilmemesi, nakit ve bilanço kalitesi yüksek varlıkların seçilmesi ve olası geri çekilmelerin (özellikle altında) biriktirme stratejisiyle değerlendirilmesi en rasyonel yaklaşım olacaktır.
⚠️ Bu içerik yatırım tavsiyesi değildir.
Kanal: Yatırım Dünyam