Türkiye Şanghay İşbirliği Örgütü’yle Dünya Düzenini Nasıl Karşısına Alıyor?
Cüneyt Özdemir · 2026-09-02
💡 Hızlı Bilgi
1. Kırgızistan'ın Bişkek kentinde düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi'ne katılan Türkiye, zirvede temsil edilen tek NATO ülkesi oldu.
2. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD dolarına bağımlılığı bitirmek amacıyla örgüt bünyesinde ortak bir kalkınma bankası ve yeni bir finansal sistem kurulmasını teklif etti.
3. Putin, Rusya’nın Şanghay İşbirliği Örgütü üyeleriyle olan ticaret hacminin 400 milyar doları aştığını ve bu ticarette ulusal para birimlerinin kullanım oranının yüzde 98’in üzerine çıktığını açıkladı.
4. ABD'nin doları finansal yaptırım aracı olarak kullanmasına karşı dünya genelinde merkez bankalarının dolar rezervlerini azaltıp altın rezervlerini belirgin biçimde artırdığı kaydedildi.
5. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Putin ve Lukaşenko ile birlikte sergilediği rahat vücut dili ve samimi fotoğraf karesi, Ukrayna savaşı bağlamında Batı basınında geniş yankı buldu.
📊 Detaylı Açıklama
Şanghay İşbirliği Örgütü, kuruluşunun 25. yılına yaklaşırken Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te kritik bir zirve için toplandı. Temelleri 1996'da Şanghay Beşlisi olarak atılan ve 2001 yılında bugünkü kurumsal yapısına kavuşan örgüt; kurucu ülkeler Rusya, Çin, Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan ve Özbekistan'ın ardından 2017'de Hindistan ve Pakistan'ı, daha sonra da İran ve Belarus'u bünyesine katarak 10 tam üyeli devasa bir Avrasya gücüne dönüştü. Örgüt, NATO gibi bağlayıcı bir ortak savunma taahhüdü (5. madde benzeri bir mekanizma) içermese de ortak güvenlik, jeopolitik eşgüdüm ve ekonomik işbirliği alanlarında küresel dengeleri doğrudan etkileyen bir ağırlık merkezine evrildi.
Zirvenin en dikkat çeken diplomatik boyutu, Türkiye'nin partner ülke statüsüyle masada yer alması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sergilediği tutum oldu. Masada yer alan tek NATO üyesinin Türkiye olması uluslararası basında özel olarak tartışıldı. NATO ile Rusya'nın Ukrayna üzerinden fiilen bir vekâlet savaşı yürüttüğü bir dönemde, ittifakın en büyük ikinci ordusuna sahip Türkiye'nin liderinin Vladimir Putin ve Belarus Cumhurbaşkanı Lukaşenko ile son derece rahat ve özgüvenli bir diyalog içinde görüntülenmesi Batı başkentlerinde geniş yankı uyandırdı. Bu tablo, Erdoğan'ın 2012 ve 2013 yıllarında AB ile ilişkiler tıkanınca dile getirdiği "Bizi Şanghay Beşlisi'ne alın, AB'yi gözden geçirelim" latifesini yeniden uluslararası gündeme taşıdı.
Zirvenin ekonomik ayağında ise küresel finans düzenini sarsacak öneriler masaya yatırıldı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, örgüt bünyesinde yeni bir Kalkınma Bankası ve bağımsız bir finansal mekanizma kurulması çağrısında bulundu. Putin, Rusya’nın örgüt ortaklarıyla yürüttüğü yıllık ticaret hacminin 400 milyar doları aştığını ve bu devasa ticaretin yüzde 98'inden fazlasının karşılıklı olarak ulusal para birimleriyle gerçekleştirildiğini ilan ederek, Amerikan dolarına dayalı küresel finans ağına karşı pratikte çok büyük bir kopuşun sağlandığını vurguladı.
Bu finansal çıkışların zamanlaması doğrudan Washington'ın yaptırım baskılarına denk geliyor. ABD Hazine Bakanı'nın Financial Times'a yazdığı makalede İran'a yönelik bugüne kadarki en ağır yaptırımların sinyalini vermesi ve Rusya'nın 2022'den bu yana küresel finans sisteminin dışına itilmeye çalışılması, bu ülkeleri alternatif aramaya zorladı. Küresel Swift ödemelerinin neredeyse yarısının ve uluslararası kredilerin büyük bölümünün Amerikan dolarıyla yapılması, ABD'ye Fransız bankası BNP Paribas'ya 9 milyar dolar ceza kesilmesi ve Türkiye'deki Halkbank davasında görüldüğü gibi dünya çapında yargılama ve yaptırım uygulama gücü veriyor; bu durum ülkeleri Washington'ın kapatamayacağı ticaret koridorları açmaya yöneltiyor.
Dolar hegemonyasına karşı arayışlar sadece Doğu blokunda değil, Batı ittifakı içinde de yaşanıyor. Avrupa Birliği geçmişte ABD yaptırımlarını aşarak İran'la ticaret yapabilmek amacıyla INSTEX adında bir sistem kurmuş fakat tek işlemle sınırlı kalarak başarısız olmuştu; günümüzde ise Wero ödeme altyapısı ve dijital euro projeleriyle Amerikan kart ve ödeme tekellerine olan bağımlılığı kırmaya çalışıyor. Tüm bu sürecin sonucu olarak dünya genelindeki merkez bankaları döviz sepetlerindeki dolar oranını düşürürken, Türkiye dahil birçok ülke 2018'den itibaren altın rezervlerini rekor seviyelere taşıyarak finansal bağımsızlıklarını tahkim ediyor.
Türkiye'nin Şanghay masasında oturması, Ankara'nın dış politikada geliştirdiği "her masada yer alma" stratejisinin somut bir yansıması olarak öne çıkıyor. Bölgesel krizlerin ve yaptırım tehditlerinin ortasında Türkiye, ne Batı kurumlarıyla olan bağlarını koparıyor ne de Doğu'nun yükselen güç merkezlerine sırtını dönüyor. Bu çok taraflı ve itidalli denge politikası, olası yaptırım dalgalarında Türkiye'nin doğrudan birincil hedef haline gelmesini engellerken, ekonomik ve stratejik kırılganlıklarını asgariye indirmesine alan tanıyor.
🎯 Haber Analisti Yorumu
Şanghay İşbirliği Örgütü bünyesinde ortak bir banka kurulması ve ulusal paralarla ticaretin yaygınlaştırılması çağrısı, tek kutuplu Amerikan finans düzenine karşı açılmış en organize cephedir. Doların tarafsız bir küresel rezerv para birimi olmaktan çıkıp Washington tarafından jeopolitik bir terbiye aracına dönüştürülmesi, bu tür karşı hamleleri kaçınılmaz hale getirmiştir. Rusya ve İran'ın öncülük ettiği bu adım yalnızca bir direnç refleksi değil; küresel ekonomiyi parçalı, çok para birimli ve Batı denetiminden uzak yeni bir faza geçirme girişimidir.
Bu gelişmeler, uluslararası ticaretin ve kurumsal finansmanın kurallarını kademeli biçimde dönüştürecektir. Swift sistemine ve dolara dokunmadan yürütülen ticaret hacminin 400 milyar doları aşması, küresel finansal yaptırımların caydırıcılığını günden güne törpülemektedir. Dünya genelinde merkez bankalarının hızla altına yönelmesi, sadece Doğu'nun değil gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ekonomilerin finansal varlıklarını Washington'ın müdahale alanından kaçırma telaşında olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bununla birlikte, bu finansal alternatiflerin önünde çok ciddi yapısal engeller ve riskler bulunmaktadır. Şanghay İşbirliği Örgütü üyeleri arasındaki derin jeopolitik ayrışmalar —özellikle Çin ile Hindistan arasındaki tarihsel rekabet ve sınır gerilimleri— yeknesak bir finansal blok oluşmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca ulusal para birimlerinin kur dalgalanmalarına açık olması ve konvertibilite sınırları, doların yerini alacak tam teşekküllü bir alternatifin kısa sürede kurulmasını engellemekte; ikincil yaptırım riski şirketleri hala ihtiyatlı olmaya zorlamaktadır.
Türkiye açısından temel strateji, bu iki kutup arasında sıkışmak yerine mevcut "aktif denge" politikasını tavizsiz sürdürmektir. NATO üyeliğinin getirdiği güvenlik şemsiyesini korurken Şanghay masasında ekonomik ve diplomatik partner olarak yer almak, Türkiye'ye eşsiz bir manevra alanı sağlamaktadır. Ankara için en rasyonel rota; Batı finans sistemiyle entegrasyonu muhafaza ederken, altın rezervlerini güçlü tutmaya ve Doğu ile yürütülen ticarette dolar dışı kanalları birer alternatif sigorta olarak geliştirmeye devam etmektir.
Kanal: Cüneyt Özdemir