Türkiye Enflasyonda %20'nin Altına İnmedikçe Enflasyonda Mücadele Başarılı Sayılmaz!
CNBC-e · 2026-10-05
💡 Hızlı Bilgi
1. Enflasyonda %30 altı kalıcı değil — erken kutlamaya girme, baz etkisiyle yıl sonunda yeniden %30 üzerini bekle.
2. Enflasyonla mücadelede başarı için %20'nin altına inilmesini bekle — %20 sınırı aşılmadıkça dezenflasyon zaferi ilan edilemez.
3. TCMB politika faizinde Ekim toplantısı için en fazla 1 puanlık indirim bekle — pas geçme veya maksimum 100 baz puan indirim öngörülüyor.
4. Borsa İstanbul'da fon krizi ve yatırımcı çıkışı kaynaklı baskı sürerken hissede acele alım yapma, temkinli bekle.
5. Döviz piyasasında ani sıçrama bekleme — fon ve borsadan çıkan likiditenin döviz yerine mevduata yönelmesi kuru dengede tutuyor.
📊 Detaylı Açıklama
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan Eylül ayı enflasyon verileriyle birlikte TÜFE aylık %1,84 artış göstererek yıllık bazda %29,73'e geriledi. Kasım 2021'den bu yana ilk defa %30'un altına inilmesi psikolojik açıdan önemli bir eşik olarak kabul edilse de piyasa analistleri bu tablonun enflasyon belasının aşıldığı anlamına gelmediğini vurguluyor. Yurt içi üretici fiyat endeksinin aylık %2,07 ve yıllık %27,38 gerçekleştiği, çekirdek enflasyonun ise aylık %2,14 artarak yıllıkta %28,70 düzeyinde kaldığı görülüyor. Gıda tarafında taze sebze ve meyve fiyatlarındaki %6,2'lik düşüşün katkısıyla eksi yönlü bir gevşeme yaşansa da ulaştırma ve konut kalemlerindeki katılığın yüksek seyrini koruduğu kaydediliyor.
Önümüzdeki ayların enflasyon eğilimi değerlendirildiğinde baz etkisinin iki yönlü çalışacağı netleşiyor. Geçen yılın Ekim ayında gerçekleşen %2,55'lik yüksek oran sayesinde bu yılın Ekim ayında aylık %1,5-2 bandında bir veri gelse dahi yıllık oran sınırlı bir gerileme ile %29 civarında kalabilir. Ancak Kasım ve Aralık aylarında geçen yılın son 6 yılın en düşük aylık oranları olan %0,87 ve %0,89'luk verilerinin hesaplamadan çıkacak olması tabloyu tersine çeviriyor. Bu aylarda %1,5 civarı gerçekleşmelerin devreye girmesiyle yıllık enflasyonun yönünü yeniden yukarı çevirmesi ve yılın kesin bir dille %30'un üzerinde tamamlanması bekleniyor. Dolayısıyla fiyat artış hızının matematiksel hareketleri kalıcı fiyat düşüşü anlamına gelmiyor.
Dezenflasyon sürecinin gerçek bir başarı olarak kabul edilmesi için referans noktasının Eylül 2021 dönemi olması gerektiği savunuluyor. Türkiye'nin faiz indirimi sürecine girdiği Eylül 2021'de enflasyonun %19 civarında olduğuna dikkat çekilerek, oran %20'nin altına kalıcı şekilde inmedikçe enflasyonla mücadelenin kazanılmış sayılamayacağı belirtiliyor. Son 58 aylık periyotta kümülatif tüketici fiyat artışının %622'ye ulaştığı, geçmişte 19 yılda (230 ayda) yaşanan fiyat artışının bu kısa döneme sıkıştığı hesaplanıyor. Bu süre zarfında kira kaleminde %1249, yükseköğretim harcamalarında %1786 ve okul servislerinde %956 oranında artışlar meydana gelmesi toplumdaki enflasyon algısının ve güveninin ciddi şekilde kırılmasına yol açmış durumda.
Para politikası cephesinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) Ekim toplantısı mercek altına alınıyor. Beklenenden düşük gelen Eylül enflasyonunun yanı sıra piyasada patlak veren fon krizinin iç talebi hızla yavaşlatması, Merkez Bankası'nın elini faiz indirimi yönünde rahatlatan ana faktörler olarak öne çıkıyor. Ekonomistler Ekim ve Aralık aylarında birer puanlık indirim alanı oluştuğunu değerlendiriyor. Merkez Bankası'nın 22 Ekim'deki Para Politikası Kurulu toplantısında pas geçebileceği veya en fazla 100 baz puanlık sembolik bir indirim yapabileceği öngörülüyor. Fonlardan ve borsadan çıkan likiditenin döviz yerine mevduat faizine yönelmesi, kur şoku riskini sınırlayarak faiz indirimi için ek bir manevra alanı yaratıyor.
Sermaye piyasalarında ise fon krizi sonrası derin bir güven erozyonu ve yatırımcı çıkışı yaşanıyor. Borsa İstanbul'da ponzi tarzı finansman yapıları ve rasyoları yetersiz halka arzların yarattığı tahribat, geniş tabanlı hisse senedi satışlarını beraberinde getiriyor. Bu durum şirketlerin sermaye piyasalarından ortaklık yoluyla ucuz kaynak temin etme mekanizmasını zedelerken, reel sektörü yeniden yüksek maliyetli banka kredilerine mecbur bırakıyor. Artan finansman maliyetlerinin nihai ürün fiyatlarına yansıyarak enflasyonu besleme riski taşıması sebebiyle borsa cephesinde toparlanma görülene kadar hisse pozisyonlarında aceleci davranılmaması gerektiğine dikkat çekiliyor.
Küresel piyasalarda ABD Merkez Bankası (Fed) beklentileri ve tahvil faizlerindeki tırmanış ana belirleyici konumunda bulunuyor. ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin %5,29 seviyesine tırmanarak 30 yıllıklarla birlikte son 24 yılın zirvelerini test etmesi, Wall Street endekslerinde (Nasdaq, S&P 500, Dow Jones) risk iştahını sert şekilde baskılıyor. ABD ekonomisinin yalnızca 29 bin yeni istihdam yaratabilmesi ve işsizliğin %4,2'ye çıkması, Fed'in Ekim toplantısında faiz artışını pas geçeceği ihtimalini kuvvetlendiriyor. Enerji piyasalarında ise G7 ülkelerinin acil durum rezervlerinden 100 milyon varil petrol ve dizeli piyasaya sürme kararı, küresel tedarik endişelerini yumuşatarak Brent petrolü 102-103 dolar seviyelerinde dengeleme çabası taşıyor.
İstihdam piyasasında manşet veriler ile sahadaki gerçeklik arasındaki devasa kopukluk dikkat çekiyor. Resmi işsizlik oranı %7,8 olarak duyurulsa da son 4 haftada iş aramaktan umudunu kesenleri ve eksik istihdam edilenleri kapsayan "atıl iş gücü" oranının %30,1'e ulaştığı görülüyor. Kadınlarda atıl iş gücünün %40 seviyesine fırlaması tablonun ciddiyetini artırıyor. Özellikle yeni mezun gençlerin iş ilanlarındaki tecrübe şartı nedeniyle iş gücü piyasasına adım atamaması, orta-uzun vadede ciddi bir beşeri sermaye ve verimlilik kaybı riski doğuruyor.
Dış ticaret cephesinde 12 aylık ihracatın 284 milyar dolara ulaşarak Orta Vadeli Program hedeflerini erken yakalaması öne çıkarılsa da madalyonun diğer yüzünde rekor ithalat gerçeği yatıyor. İthalatın 380 milyar dolar seviyesine dayanması dış ticaret açığını genişletirken, ihracatın ithalatı karşılama oranının %75 bandına sıkışıp kalması yapısal bağımlılığı sürdürüyor. Üretim modelinin enerji ve ara malı ithalatına bağımlı olması, geçmişte telaffuz edilen 500 milyar dolarlık ihracat vizyonunun mevcut koşullarda orta vadede dahi yakalanmasının matematiksel olarak mümkün olmadığını teyit ediyor.
🎯 Finans Uzmanı Yorumu
Eylül ayı enflasyonunun %1,84 gelmesi ve yıllık verinin %29,73 ile 30 eşiğinin altına inmesi, piyasa yapıcıları ve ekonomi yönetimi açısından taktiksel bir rahatlama sağlasa da yapısal bir zaferden bahsetmek için oldukça erkendir. Enflasyon dinamiğinin ana kırılma noktası olan Eylül 2021 öncesindeki %19 seviyesine geri dönülmedikçe para politikasının sıkılık derecesini gevşetmek geçmişteki hataları tekrarlamak olur. Özellikle son 58 ayda kaydedilen %622'lik birikimli fiyat artışı ve halkın resmî kurumlara duyduğu derin güven erozyonu, fiyatlama davranışlarındaki katılığı canlı tutmaktadır.
Merkez Bankası'nın faiz indirim döngüsüne ilişkin beklentilerde aşırı iyimser olunmamalıdır. Fon krizinin iç tüketimi frenlemesi ve borsadan çıkan paranın döviz tevdiat hesapları yerine Türk lirası mevduata park etmesi Merkez Bankası'na 100 baz puanlık sınırlı bir faiz indirimi alanı tanıyor olabilir. Ancak Kasım ve Aralık aylarındaki baz etkisinin aleyhte çalışacağı ve yıllık enflasyonu tekrar %30'un üzerine iteceği kesinleşmişken, agresif bir faiz indirimi kuru yeniden tetikleme ve dezenflasyon sürecini raydan çıkarma riski taşır. Politika yapıcının en rasyonel adımı, faiz indiriminde acele etmeyip pas geçmek ya da sembolik adımlarla piyasayı test etmektir.
Finansal varlıklar açısından Borsa İstanbul ve hisse senedi piyasaları mevcut konjonktürde yüksek risk barındırmaktadır. Fon tarafında yaşanan sarsıntı ve kurumsal güven kaybı, sermaye piyasalarından sermaye çıkışını hızlandırmıştır. Çürük temellere dayalı halka arzların yarattığı tahribat şirketlerin özkaynak finansmanını tıkamış, kredi faizlerinin tavan yaptığı bir ortamda şirket kârlılıklarını ciddi baskı altına almıştır. Bu doğrultuda hisse senetlerinde agresif alım stratejilerinden kaçınılmalı, sermaye piyasalarında güven zemini yeniden inşa edilene kadar temkinli bir duruş sergilenmelidir.
Küresel tarafta ABD 10 yıllıklarının %5,29 seviyesinde seyretmesi gelişmekte olan piyasalar için likidite musluklarının kapalı kalmaya devam edeceğini göstermektedir. G7'nin 100 milyon varillik petrol hamlesi maliyet şoklarını törpülemeye yöneliktir ancak Türkiye'nin dış ticarette %75'lik karşılama oranına saplanıp kalması ve iş gücündeki %30,1'lik atıl kapasite, büyüme modelinin sınırlarına geldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Mevcut piyasa ortamında sermayeyi korumak adına döviz geçişkenliği olmayan yüksek TL mevduat getirilerini değerlendirmek, hisse ve riskli varlıklarda ise "bekle ve gör" modunda kalmak en dengeli portföy yaklaşımıdır.
⚠️ Bu içerik yatırım tavsiyesi değildir.
Kanal: CNBC-e