TRUMP'IN YENİ ORTA DOĞU VE RUSYA PLANI? TÜRKİYE NEREDE?
Abdullah Çiftçi · 2026-09-05
💡 Hızlı Bilgi
1. Trump ekibi, İran savaşı sonrasını hedefleyen ve müttefiklerle bölgede bir barış ekseni oluşturmayı amaçlayan yeni bir Orta Doğu planı hazırlamıştır; ancak bölge uzmanları bu planın gerçekçi olmadığını ve tutmayacağını değerlendirmektedir.
2. Trump'ın özel temsilcileri (Kushner ve Witkof) Moskova'ya giderek Rusya yönetimiyle görüşmeler yürütmüş; Putin ise Amerikalıların ziyareti öncesinde Kiev'e 72 saatlik saldırısızlık talimatı vermiştir.
3. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada 130 aktif çatışma bulunmakta olup, isteğe bağlı olmayan göç oranları tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmıştır.
4. Pentagon, Covid-19 döneminde zorunlu aşı olan askerlerin ölümlerini araştırmak üzere soruşturma başlatmış; ayrıca bilgi sızıntılarını önlemek amacıyla 50 üst düzey askeri yetkili yalan makinesine bağlanmıştır.
5. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, sonbahardaki El Nino etkisiyle birlikte tahıl ve şeker başta olmak üzere derinleşen bir gıda fiyatı krizi konusunda küresel uyarıda bulunmuştur.
6. Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletinde gerçekleştirilecek seçimler, aşırı sağcı "Almanya için Alternatif" (AfD) partisinin olası yükselişi nedeniyle Avrupa siyaseti açısından kritik bir dönüm noktası olarak görülmektedir.
7. Çinli nadir toprak elementi tedarikçisi şirketler, olası Pentagon kullanımı ve çift kullanımlı ürün kısıtlamaları nedeniyle ABD'li alıcılara doğrudan mal satmaktan çekinmeye ve ihracatı durdurmaya başlamıştır.
8. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda, Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika'nın küçük gösterildiğini belirten Togo'nun başvurusu üzerine dünya haritasının yeniden ölçeklendirilmesi kararı kabul edilmiştir.
9. Türkiye'nin öncülüğünde bölge ülkeleriyle birlikte yürütülen "Mekke Savunma Anlaşması" ve kapsamlı bölgesel entegrasyon projeleri (demiryolu, ticaret, diyalog ağları), savaş sonrası döneme hazırlık niteliği taşımaktadır.
📊 Detaylı Açıklama
Trump yönetimi, küresel müttefikleriyle birlikte Orta Doğu'da yeni bir dengenin temellerini atmak üzere kapsamlı bir barış planı üzerinde çalışmaktadır. Bu planın ana hatları; Lübnan ile İsrail arasında anlaşmaların sağlanması, İsrail ile Suriye arasında bir güvenlik mutabakatı yapılması, İbrahim Anlaşmaları'nın genişletilerek Suudi Arabistan'ın İsrail'i tanıma sürecine sokulması ve böylece İran'ın etrafının kuşatılarak bölgeye ABD garantörlüğünde bir barış getirilmesi öngörüsüne dayanmaktadır. Ancak bölge dinamikleri ve sahadaki gerçekler, bu planın kağıt üzerinde kalmaya mahkûm olduğunu göstermektedir. Çünkü ABD geçmişte de Körfez'in garantörü iddia edilirken İran bölgedeki çok sayıda askeri üssü vurmuş, Körfez ekonomisini ve turizmini çıkmaza sokmuştur. Bölge ülkeleri ise ABD'nin enerjisini kendi iç sorunlarına harcayacağını fark ederek kendi alternatif iş birliği ve entegrasyon projelerini devreye sokmaktadır.
ABD ile İran arasındaki gerilim ve vekil savaşları Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz ekseninde tüm hızıyla sürmektedir. İran'ın Amerikan gemilerine yönelik balistik füze saldırılarına karşılık Washington yönetimi üç İran gölge tankerini batırdığını duyurmuştur. Trump'ın seçim kampanyası sürecinde kamuoyuna "Venezuela'yı ve İran'ı kontrol altına aldık" yönünde mesajlar vermesi, dış politikada başarı imajı çizerek seçmeni konsolide etme amacı taşımaktadır. Buna karşılık İran tarafı da gerilimi tırmandırarak Trump'a seçim kaybettirmeyi hedeflemektedir. Pentagon'un bölgedeki askerlerin konuşlanma süresini 2027'ye kadar uzatması, krizin kalıcılaşacağını kanıtlamaktadır. Ayrıca Yemen'de Husilere karşı hükümet güçlerinin bazı kritik mevzileri geri alması, Kızıldeniz'deki güç dengelerini etkileyen yan unsurlar arasında yer almaktadır.
Rusya-Ukrayna savaşı hem askeri hem de istihbarat boyutunda çığırından çıkmış durumdadır. Trump'ın ekibinin (Kushner ve Witkof) Moskova temasları, Washington'ın seçim öncesi Ukrayna'da barış sağlandığı algısını yaratma çabasının bir parçasıdır. Zelenski'nin Amerikalıların ziyareti sırasında saldırmazlık teklif etmesi üzerine Putin'in Kiev'e 72 saatlik saldırısızlık talimatı vermesi diplomatik taktiklerin bir yansımasıdır. Savaş sahasında ise altyapıların yıkımı ve istihbarat servislerinin çatışmaları sivil alanlara kadar uzanmıştır. Avrupa ülkeleri bu süreçte ağır bir güvenlik telaşına kapılmış; Polonya erkek nüfus için seferberlik hazırlığı yaparken, İngiltere Kara Kuvvetlerindeki eğitimli asker sayısının 70.000'e gerilemesi ve ödenek yetersizliğinden askeri tatbikatların iptal edilmesi, eski imparatorlukların askeri kapasitesindeki erimeyi gözler önüne sermiştir.
Amerika Birleşik Devletleri'nin iç siyasetinde ve askeri bürokrasisinde ciddi sarsıntılar yaşanmaktadır. Pentagon'da 50 üst düzey askeri yetkilinin, mühimmat stoklarının eridiği ve hava savunma sistemlerinin tükendiğine dair bilgilerin dışarıya sızması nedeniyle yalan makinesine bağlanması, imparatorlukların gerileme dönemlerinde görülen kurumsal çözülme emareleri olarak değerlendirilmektedir. Öte yandan, Biden döneminde askerlere uygulanan zorunlu Covid aşısının ölüm oranlarına etkileri Pentagon bünyesinde soruşturulmakta; askeri doktorlar onlarca şüpheli ölüm vakasını raporlamaktadır. Ekonomik cephede ise göçmen sayısının eksiye düşmesi, eyaletlerin sosyal yardımlarla ilgili federal baskı altına girmesi ve Z kuşağının sanal bahis ile kumar sarmalına kapılması, süper gücün iç toplumsal dokusundaki derin çatlakları işaret etmektedir.
Avrupa coğrafyası ekonomik krizler, tedarik zinciri aksamaları ve aşırı sağın yükselişiyle sarsılmaktadır. Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılacak seçimler, Rusya ile ilişkilerin normalleştirilmesi, LGBT ideolojisinin okullardan çıkarılması ve göçmenlerin gönderilmesi gibi radikal programlar savunan "Almanya için Alternatif" (AfD) partisinin olası zaferi nedeniyle tüm kıtayı etkileyecek bir kırılma noktasıdır. Estonya Savunma Bakanı'nın milyonlarca euroluk arızalı top mermisi skandalı nedeniyle istifa etmesi, Doğu Avrupa'nın savunma kapasitesindeki denetimsizliği göstermektedir. Ayrıca Fransa'da Marine Le Pen'in olası iktidar yürüyüşü, Avrupa Birliği'nin mevcut yapı ve sınırlarını sorgulanır hale getirmektedir. İngiltere'de ise Londra'nın turistler için güvenlik riski oluşturması ve lüks saat hırsızlıklarının patlama yapması, "güneş batmayan imparatorluk" imajının yerini ekonomik ve toplumsal çöküntüye bıraktığını göstermektedir.
Küresel ticaret ve tedarik zincirleri Çin'in hamleleri ve jeopolitik kamplaşmalar nedeniyle sert bir dönüşüm geçirmektedir. Çinli nadir toprak elementi üreticilerinin, ABD askeri mekanizması tarafından kullanılabileceği endişesiyle Amerikan şirketlerine doğrudan ihracatı durdurma kararı alması, iki süper güç arasındaki teknoloji ve hammadde savaşının derinleştiğini göstermektedir. Bununla birlikte, Birleşmiş Milletler'in verilerine göre dünya genelinde 130 aktif çatışmanın sürmesi ve iklim krizlerinin tetiklediği düzensiz göç dalgaları küresel istikrarı tehdit etmektedir. Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) ile Goldman Sachs ve JP Morgan gibi finans kuruluşlarının uyarılarına göre, ağustos ayında tahıl ve şeker fiyatlarındaki artışlar ile sonbaharda beklenen El Nino kuraklığı, dünyayı yeni ve şiddetli bir gıda kriziyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Türkiye ve yakın çevresinde ise stratejik hazırlıklar ve güvenlik riskleri paralel yürümektedir. Türkiye'nin öncülüğünde geliştirilen ve Körfez ile Orta Doğu'yu kapsayan demiryolu, ticaret ve "Mekke Savunma Anlaşması" gibi bölgesel entegrasyon hamleleri, Amerikan hegemonyasının çekilme ihtimaline karşı yerel aktörlerin kendi güvenlik mimarisini kurma çabasını simgelemektedir. İç siyasette ise adalet bakanlığının sanal bahislere karşı düzenlediği devasa operasyonlar (yüz binlerce sitenin kapatılması ve hesaplara el konulması), toplumsal yapının ekonomik sıkıntılarla birlikte sürüklendiği riskli alanları ortaya koymaktadır. Başkanlık sisteminin yapısına dair tartışmaların sürdüğü Türkiye'de, parlamenter sisteme dönüş ihtimali zayıf görülürken, güçlendirilmiş idari mekanizmalar ve ittifak dinamikleri ön planda kalmaya devam etmektedir.
🎯 Tarih Uzmanı Yorumu
Videoda ele alınan küresel gelişmeler ve projeksiyonlar, 21. yüzyılın ilk çeyreğinin sonuna yaklaşırken Pax Americana (Amerikan Barışı) döneminin fiilen kapandığını ve çok kutuplu, kaotik bir geçiş dönemine evrildiğimizi net bir şekilde kanıtlamaktadır. Trump'ın Orta Doğu barış planı veya Rusya ile yaptığı arka kapı diplomasisi, kalıcı bir stratejik vizyondan ziyade anlık iç politik kazanımlara ve seçim süreçlerine endeksli taktiksel hamlelerden ibarettir. Tarihsel perspektiften bakıldığında, imparatorlukların kendi içlerindeki askeri soruşturmalar (Pentagon'daki yalan makineleri ve aşı tartışmaları), istihbarat sızıntıları ve mühimmat stoklarındaki tükenmeler, gerileme ve kurumsal erime evresinin klasik semptomlarıdır. Bu durum, Washington'ın küresel jandarma rolünü sürdürebilme kapasitesini hızla yitirdiğini, yerini bölgesel güçlerin kendi inisiyatiflerini aldığı dağınık bir düzene bıraktığını göstermektedir.
Avrupa kıtasının durumu ise 20. yüzyılın büyük güçlerinin 21. yüzyılın gerçeklikleri karşısında nasıl acizleştiğini gözler önüne sermektedir. İngiltere'nin askeri tatbikatlarını iptal etmek zorunda kalması, Polonya'nın acil seferberlik hazırlıkları ve Almanya'da aşırı sağın (AfD) iktidar merdivenlerini tırmanması, Avrupa Birliği projesinin dikiş tutmadığının ve ulus-devlet reflekslerinin yeniden sert bir şekilde sahnede olduğunun kanıtıdır. Estonya'daki top mermisi skandalı veya Londra sokaklarındaki güvenlik krizleri, kıtanın hem ekonomik hem de askeri açıdan sürdürülemez bir çöküş sarmalında olduğunu doğrulamaktadır. Bu bağlamda, Fransa'da Le Pen'in yükselişi ve Almanya'daki eyalet seçimleri, sadece birer yerel seçim değil, tüm Avrupa'nın siyasi mimarisini kökten değiştirecek tarihi kırılma noktalarıdır.
Küresel finans, tedarik ve gıda zincirlerinde yaşananlar, önümüzdeki dönemin en büyük risk kaynaklarının iklim, gıda güvenliği ve hammadde monopolleri olacağını açıkça ortaya koymaktadır. Çin'in nadir toprak elementleri kartını Amerikan şirketlerine karşı bir silah olarak kullanması ve Birleşmiş Milletler'in haritaları yeniden ölçeklendirme kararı, küresel Güney'in Batı merkezli hegemonik sisteme karşı bayrak açtığının en somut göstergeleridir. FAO ve büyük finans kuruluşlarının gıda krizi uyarıları, El Nino gibi iklimsel faktörlerle birleştiğinde, özellikle gelişmekte olan ülkeler için sosyal patlama riskini tırmandırmaktadır. Yatırımcılar ve karar alıcılar için bu tablo, geleneksel finansal enstrümanların ve dolar bazlı tahvil piyasalarının artık güvenli liman olmaktan çıktığını, varlıkların coğrafi ve sektörel olarak çeşitlendirilmesi gerektiğini dikte etmektedir.
Türkiye ve Orta Doğu özelinde ise, Amerikan planlarının sahadaki gerçeklikle örtüşmediği; aksine Türkiye'nin öncülüğündeki bölgesel entegrasyon ve "Mekke Savunma Anlaşması" gibi projelerin kaçınılmaz birer hayatta kalma refleksine dönüştüğü görülmektedir. ABD'nin bölgeden kısmi veya kontrollü çekilme senaryoları, yerel aktörlerin kendi aralarındaki diyalog ve savunma mekanizmalarını güçlendirmesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye için bu dönem, ekonomik türbülanslar ve sanal bahis gibi toplumsal çürüme riskleriyle mücadele ederken, jeopolitik boşlukları doğru okuyarak bölgesel ticaret yollarını ve güvenlik şemsiyesini konsolide etme stratejisini eksiksiz uygulaması gereken kritik bir eşiktir. Sonuç olarak, izle-bekle politikasından ziyade proaktif bölgesel iş birliklerine yatırım yapmak, bu kaotik geçiş döneminde ayakta kalmanın tek rasyonel yoludur.
Kanal: Abdullah Çiftçi