Veciz AI — YouTube videolarının yapay zekâ özetleri

Şiir Sokaklara Nasıl Taşınır? | Robert Montgomery & Elif Dürüst

Cüneyt Özdemir · 2026-10-10

▶ Videoyu YouTube'da izle

💡 Hızlı Bilgi

1. Çağdaş sanatçı Robert Montgomery, "James Baldwin's Balcony in Istanbul and Other Works" adlı yeni kişisel sergisini İstanbul'daki ISTANBUL'74 galerisinde açtı.

2. Montgomery, şiiri kitap sayfalarından ve kapalı galerilerden çıkararak billboardlar, kamusal alanlar ve ışıklı yerleştirmeler aracılığıyla doğrudan sokağa taşıma felsefesini anlattı.

3. Sanatçı, dijital medyanın kâr odaklı algoritmalarla insanları kasten kutuplaştırdığını belirterek şiirin bu kolektif travmaya karşı bir panzehir işlevi gördüğünü savundu.

4. Sergideki ana tabloda James Baldwin, Edip Cansever, Bob Dylan, Nina Simone ve Yevgeni Yevtuşenko kurgusal bir İstanbul buluşmasında bir araya getirildi.

5. Montgomery, yükselen küresel milliyetçilik, süregelen savaşlar ve Gazze'deki soykırım karşısında sanatın sınırları aşarak ortak insanlık paydasında buluşma zemini yaratabileceğini vurguladı.


📊 Detaylı Açıklama

Program sunucusu Elif Dürüst, şiiri geleneksel kitap sayfalarından çıkarıp şehirlere, gerilla billboardlarına ve kamusal ışık yerleştirmelerine aktaran İskoç asıllı sanatçı Robert Montgomery ile bir araya geldi. Eserleri Paris, New York ve Güney Kore gibi merkezlerde sergilenen sanatçı, "James Baldwin's Balcony in Istanbul and Other Works" başlıklı sergisini ISTANBUL'74'te açtı. Montgomery, İstanbul ile ilk bağının 2010 yılındaki IST Festivali sırasında kurulduğunu, şehre ayak bastığı andan itibaren New York kadar dinamik, kozmopolit ve ilham verici bir enerjiyle karşılaştığını dile getirdi.

Montgomery, şiiri sokaklara taşıma motivasyonunu modern insanın giderek daralan dikkat süresi ve okumak için sessiz alan bulamama gerçeğiyle açıkladı. Bu yaklaşımın kökenini Guillaume Apollinaire'in 1908 tarihli somut şiir kuramına ve şiirin görsel formunun da anlama dahil olduğu fikrine dayandırdı. Şiiri mekânsal olarak somutlaştırmanın sıradan insanların gündelik yaşamına dokunmayı sağladığını ve müzeye gitmeyen kitlelere ulaşarak sanatı demokratikleştirdiğini ifade etti.

Kamusal alanda reklam tabelaları yerine şiir metinleri yerleştirmesini kapitalizme karşı bir tavır olarak nitelendiren Montgomery, reklamcılığın insanlardaki güvensizlik duygularını ve yetersizlik hissini sömürerek tüketimi körüklediğini belirtti. Buna karşılık şiirin, insanın içindeki çocuğa seslenen saf ve mahrem bir adanmışlık dili sunduğunu savundu. Şairin en derin ve savunmasız benliğini kamusal alana taşıyarak ticari baskıya karşı insani değerleri hatırlatmayı hedeflediğini söyledi.

Toplumların dijital platformlar nedeniyle kolektif bir duygusal travma yaşadığını öne süren sanatçı, sosyal medya şirketlerinin kâr modelini sert bir dille eleştirdi. Platform sahiplerinin kullanıcıları ekran başında tutmak ve reklam gelirlerini artırmak için bilinçli olarak tartışma, öfke ve kutuplaşma ürettiğini belirtti. Montgomery, bu kavgacı ve kinik dile karşı şiirin son derece açık, savunmasız ve kalpten gelen bir iletişim kanalı sunduğunu, modernist şiir geleneğinde olduğu gibi az kelimeyle derin anlamlar kurarak insanları sakinleştirdiğini ifade etti.

Işık kullanımının sanatındaki yerini anlatan Montgomery, 1990'ların sonunda Houston Güzel Sanatlar Müzesi'ndeyken ışık sanatının öncülerinden James Turrell ile tanıştığını aktardı. Turrell'in mekânı dönüştüren ve izleyiciye aşkın bir deneyim sunan ışık dilinden ilham aldığını ancak bunu kavramsal metin ve şiirle harmanlayarak kendi özgün yöntemini geliştirdiğini söyledi. Işığın eserlerindeki kayıp, sevgi ve zaman temalarına umut ve canlılık kattığını vurguladı.

İstanbul'daki sergide yer alan "James Baldwin's Balcony in Istanbul" adlı eserin çıkış noktasını detaylandıran sanatçı, 1961-1971 yılları arasında İstanbul'da yaşayan James Baldwin'in hikâyesinden çok etkilendiğini kaydetti. Baldwin'in 1960'larda siyahi ve eşcinsel bir yazar olarak ABD'ye kıyasla İstanbul'da çok daha özgür nefes alabildiğini ifade etmesinin Doğu-Batı klişelerini altüst ettiğine dikkat çekti. Sedat Pakay'ın 1966'da Galata Köprüsü'nde çektiği hüzünlü ve sisli Baldwin portresinden yola çıkarak onu neşelendirecek hayali bir kompozisyon kurduğunu anlattı.

Tabloda James Baldwin'in balkonuna Amerikalı müzisyenler Nina Simone ve Bob Dylan, Rus şair Yevgeni Yevtuşenko ile Türk şiirinin önemli ismi Edip Cansever davet edildi. Cansever'in "Masa da Masaymış Ha" şiirinden 15 yaşından beri derinden etkilendiğini belirten sanatçı, masaya gökyüzünü ve sonsuzluğu koyma imgesinin kendisi için vazgeçilmez olduğunu dile getirdi. Montgomery, İtalyan Rönesansı kompozisyonlarındaki aziz figürlerinin yerine şairleri koyduğunu ve şairlerin kültürel değerini popüler rock yıldızları seviyesine çıkarmak istediğini açıkladı.

Son olarak küresel siyasetteki tehlikelere değinen Montgomery, son on yılda tırmanan aşırı milliyetçiliğe, dünya genelindeki savaşlara ve Gazze'de yaşanan soykırıma dikkat çekti. Sanatın tek başına dünyayı değiştiremeyeceğini ancak insanlara sınırların, dinlerin ve ulusların ötesinde tek bir insanlık ailesi olduklarını hatırlatarak bu değişimi başlatacak bilinci aşılayabileceğini söyledi.


🎯 Haber Analisti Yorumu

Robert Montgomery'nin şiiri kamusal alana ve reklam panolarına taşıma hamlesi, çağdaş sanatın galeri duvarlarına hapsolmuş elitist sınırlarını kırma hedefi açısından son derece güçlü bir teorik zemine dayanıyor. Sanatçının reklam mecralarını dönüştürme pratiği, tüketim kültürünün bireylerde yarattığı yapay eksiklik hissini görünür kılmakla kalmıyor; kamusal alanı salt bir tüketim koridoru olmaktan çıkarıp insani karşılaşma alanına dönüştürüyor.

Dijital medyanın kâr amaçlı kutuplaştırma stratejilerine yönelik tespitleri, günümüz medya ekolojisinin en can alıcı krizine işaret ediyor. Çatışmayı ve öfkeyi tetikleyerek kullanıcı etkileşimini artıran algoritmik yapının toplumsal dokuda yarattığı tahribat ortadadır. Sanatçının şiiri bu gürültülü ekosisteme karşı bir yavaşlama, derinleşme ve içe dönüş aracı olarak konumlandırması, hız ve öfke çağında hem bireysel hem de toplumsal bir rehabilitasyon potansiyeli taşıyor.

James Baldwin ve Edip Cansever ekseninde kurgulanan tarihsel ve edebî sentez, İstanbul'un tarihsel kozmopolit hafızasını yeniden hatırlatması bakımından kıymetlidir. Baldwin'in 1960'lar Türkiye'sinde bulduğu nefes alanı ile Cansever'in evrensel metafiziğini aynı kurgusal balkonda buluşturmak, Batı merkezli edebiyat kanonuna alternatif ve çoğulcu bir okuma sunuyor. Ancak bu tür sanatsal jestlerin geniş halk kitlelerinden ziyade hâlâ niş ve entelektüel çevrelerde yankı bulması, kamusal alan iddiasının sınıfsal sınırlarını da göz ardı etmemeyi gerektiriyor.

Küresel ölçekte artan kutuplaşma, Gazze'deki insani trajedi ve tırmanan milliyetçi dalga karşısında sanatçının "ortak insanlık" çağrısı ahlaki bir değer taşımakla birlikte somut siyasi yaptırım gücünden yoksundur. Bu durum sanatın dünyayı doğrudan kurtaramayacağını, ancak dönüştürücü potansiyele sahip zihinleri uyandırma rolü oynayabileceğini kanıtlıyor. Kültür üreticileri ve şehir plancıları için bu söyleşiden çıkarılacak en temel stratejik sonuç, sokakları ticari mesajların tekelinden kurtararak kamusal sanata daha fazla alan açmanın toplumsal barış için ertelenemez bir ihtiyaç olduğudur.

Kanal: Cüneyt Özdemir