Piyasalarda Her Şey Sil Baştan! | Borsa, Halka Arz ve Yatırım Fonları | Ömer Gencal & Murat Aysan
Mesele Ekonomi · 2026-09-21
💡 Hızlı Bilgi
1. Riskli ve tekinsiz yatırım fonlarından uzak dur, portföy yapısını bilmediğin fonları kesinlikle alma.
2. Borsa İstanbul'da yeni pozisyon için acele etme, hisse senedi tarafında satış baskısı bitene kadar bekle.
3. Yeni halka arzlara karşı mesafeli ol, piyasadaki güven ve likidite krizi çözülene kadar halka arzları pas geç.
4. Özel sektör tahvili içeren fonlarda temkinli kal, likiditesi olmayan ihraçları portföyüne alma.
5. Büyük kamu ve özel bankaların likit para piyasası fonlarında kal, güvenli limanları tercih et.
6. Faiz getirisi arayışında klasik mevduat veya doğrudan risksiz Hazine bonosunu tercih et, beklemede kal.
7. Dolar ve döviz tarafında panikle agresif alım yapma, TL cinsi risksiz enstrümanlarda kalmaya devam et.
8. Tahvil faizleri 2 yıllıkta %41, 5 yıllıkta %39 ve 10 yıllıkta %35 üzerindeyken uzun vadeli tahvillerde temkinli ol, piyasanın durulmasını bekle.
📊 Detaylı Açıklama
Yatırım fonları piyasasında patlak veren kriz, konuşmacılar tarafından basit bir piyasa dalgalanması veya kötü kurgulanmış teşvik mekanizması olarak değil; geçmişi 2016-2019 dönemine kadar uzanan, düşük halka açıklığa sahip şirketlerin hisseleri üzerinden şişirilen organize bir usulsüzlük olarak nitelendiriliyor. TEFAS'a açık 131 fonun tasfiyesi veya işlemlerinin sınırlandırılmasıyla yaklaşık 850 milyar ila 1 trilyon TL'lik bir kaynağın dondurulduğu ifade ediliyor. Bu fonların içerisindeki teminat yapılarının çökmesiyle birlikte sistemde 100-150 milyar TL düzeyinde doğrudan bir zarar oluşabileceği öngörülüyor. Konuşmacılar, içeriği şeffaf olmayan ve spekülatif varlık barındıran fonların kesinlikle alınmaması gerektiğinin altını çiziyor.
Halka arz piyasası bu süreçten en ağır darbeyi alan alanların başında geliyor. 2019'dan bu yana "bir masa, bir kasa" mantığıyla temel göstergeleri zayıf ve kârlılığı sorgulanabilir şirketlerin halka açıldığı ve bu payların fonlar içine doldurularak manipüle edildiği belirtiliyor. Yaşanan çalkantı sonrasında yatırımcı ilgisinin tamamen kaybolduğu ve regülatörlerin de yeni izinler konusunda çok sıkı davranacağı vurgulanıyor. Bu doğrultuda, çok istisnai ve devasa şirketler haricinde en az 6-7 ay, hatta belki yıllarca küçük ölçekli şirketlerin halka arz edilemeyeceği, mevcut halka arz taslaklarının erteleneceği ifade edilerek yatırımcıların halka arzlardan uzak durması tavsiye ediliyor.
Borsa İstanbul genelinde derin bir güven erozyonu ve likidite sıkışıklığı öngörülüyor. Fon tasfiyeleri ve değer düşüşleri nedeniyle nakde sıkışan tasarruf sahiplerinin zorunlu satışlara yöneleceği, teminat açıkları sebebiyle satış baskısının genele yayılabileceği aktarılıyor. Konuşmacılar, sistemdeki belirsizlik ve regülasyon adımları piyasayı daraltıcı etki yaratacağı için hisse senedi tarafında yeni alım yapmak yerine mevcut toz bulutunun dağılmasını beklemenin en doğru strateji olduğunu savunuyor.
Para piyasası fonları ve özel sektör tahvillerinde (ÖST) kritik bir ayrışma yaşanıyor. Yatırım fonlarının portföyünde bulunan yaklaşık 273 milyar TL'lik özel sektör tahvilinin %60'ının banka dışı finans kurumlarına (faktoring, leasing vb.) ait olduğu ve bu enstrümanların ikincil piyasada likiditesinin bulunmadığı hatırlatılıyor. Bağımsız kredi komitesi denetiminden geçen köklü banka portföy yönetim şirketlerinin para piyasası fonlarında sistemik bir batık riski görülmezken, yüksek getiri vaadiyle riskli hisse ve tahvilleri portföye alan fonlarda ciddi sermaye kaybı yaşanabileceği belirtiliyor. Yatırımcıların yalnızca sağlam kurumsal bankaların para piyasası fonlarını tercih etmesi gerektiği aktarılıyor.
Tahvil ve bono piyasasında fon satışlarının yarattığı baskı dikkat çekiyor. Fonların içindeki 693 milyar TL'lik Hazine kağıdının satışıyla işlem hacimlerinin tırmandığı ve faizlerin yukarı fırladığı kaydediliyor. Gösterge 2 yıllık tahvillerin %41 seviyelerine çıktığı, 5 yıllıkların %39'da ve 10 yıllıkların %35'in üzerinde seyrettiği vurgulanıyor. Merkez Bankası'nın sağladığı likidite ile tansiyon bir miktar düşürülse de tahvil faizlerinin yukarıda asılı kalacağı ve faiz düşüş beklentilerinin bu ortamda ötelenmesi gerektiği paylaşılıyor.
Yabancı yatırımcı algısında Türkiye'nin itibar ve kredi riskinin ciddi şekilde bozulduğu ele alınıyor. Uluslararası basında (Financial Times, Wall Street Journal) çıkan olumsuz analizlerin ardından yabancı sermayenin likit kalmak adına piyasadan çekilme eğilimine girdiği belirtiliyor. Merkez Bankası rezervlerinde bir günde gözlenen yaklaşık 5,2 milyar dolarlık kaybın önemli bir kısmının yabancı çıkışından kaynaklanmış olabileceği tahmin edilirken, yabancıların vadeleri iyice kısaltacağı ve sermaye piyasalarına soğuk yaklaşacağı ifade ediliyor.
Bireysel yatırımcı eğilimlerinde ise sert bir konservatifleşme bekleniyor. Yaşanan travmanın yatırımcıları maceralı getiri arayışlarından uzaklaştırarak yeniden klasik mevduat, doğrudan Hazine bonosu ve güvenilir para piyasası fonlarına yönelteceği dile getiriliyor. Döviz kurlarında panik alımlarla büyük bir devalüasyon ya da aşırı sıçrama beklenmediği; yabancı raporlardaki abartılı kur artışı söylemlerine itibar edilmemesi gerektiği, yatırımcıların TL çatısı altında kalarak yalnızca daha güvenli araçlara geçiş yapmasının muhtemel olduğu vurgulanıyor.
Makroekonomik görünümde ise likidite çekilmesinin ekonomiyi soğutucu bir daralma getireceği, Türkiye'nin vadesi gelen 177 milyar dolarlık kısa vadeli dış borç stoğunu küresel faizlerin yüksek olduğu bir ortamda çevirmek zorunda kalmasının risk primini artıracağı belirtiliyor. Sanayi ile perakende fiyatları arasındaki makasın açıklığı sebebiyle enflasyonda hızlı bir iyileşme beklenmemesi gerektiği ve bu ortamda portföylerin defansif kurgulanmasının şart olduğu sonucuna varılıyor.
🎯 Finans Uzmanı Yorumu
Yayında ortaya konulan analizler, Türk sermaye piyasalarının son yıllarda yaşadığı en derin kurumsal güven krizlerinden birini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Konuşmacıların meselenin kökenini sadece regülasyon gevşekliğine değil, sistemik bir manipülasyon ve dolandırıcılık sarmalına bağlaması oldukça yerinde bir teşhistir. Piyasanın yaklaşık 1 trilyon liralık likiditesinin bir anda işlevsiz hale gelmesi veya sorgulanır konuma düşmesi, sermaye piyasalarından tabana yayılacak reel büyüme hikayesini ciddi biçimde sekteye uğratmıştır.
Konuşmacıların piyasa pozisyonu kesinlikle 'bullish' (yükseliş yanlısı) değildir; aksine son derece temkinli, defansif ve bekle-gör yaklaşımını merkezine alan bir tondadır. Borsa İstanbul tarafında dip arayışının ve teminat tamamlama kaynaklı satışların henüz sonlanmadığı bu dönemde hisse senedi almak yerine nakitte kalmak veya risksiz enstrümanlarda beklemek rasyonel bir duruştur. Halka arz piyasasının ise cazibesini yitirdiği, kurumsal filtrelerden geçmeyen şirketlerin listelenme döneminin kapandığı gerçeğiyle yüzleşmek gerekir.
Yatırımcı profili açısından bakıldığında, mevcut konjonktür kesinlikle getiri maksimizasyonu arayan agresif portföyler için uygun bir zemin sunmamaktadır. Yüksek faiz vadeden ancak portföy şeffaflığı olmayan karma fonlar ve ikincil piyasa likiditesi sıfır olan özel sektör tahvilleri çok yüksek anapara riski taşımaktadır. Bu aşamada sadece sermaye koruma odaklı, kurumsal banka garantisi veya güvencesi arkasında olan standart para piyasası fonları ve kısa vadeli Hazine bonoları taşınabilir niteliktedir.
Sonuç olarak piyasada işlem yapan tasarruf sahipleri için net strateji; yeni hisse alımlarından ve halka arzlardan kesinlikle uzak durmak, içeriği karmaşık serbest fonları kesinlikle almamak ve piyasadaki "gaz ve toz bulutu" yargısal ve regülatif adımlarla netleşene kadar yüksek TL mevduat veya güvenilir para piyasası fonlarında beklemede kalmaktır. İtibar riskinin fiyatlandığı bu tür geçiş dönemlerinde pozisyon artırmak değil, mevcut anaparayı koruyarak kenarda durmak en doğru finansal karardır.
⚠️ Bu içerik yatırım tavsiyesi değildir.
Kanal: Mesele Ekonomi