Tahran’ın sessizliği dengeleri değiştirecek: İran’da yeni bir oyun mu kuruluyor?
GZT · 2026-07-22
💡 Hızlı Bilgi
1. İran, ABD ve İsrail'e karşı yürüttüğü savunma savaşında rejimini korumayı başarsa da A takımını, nükleer tesislerini, füze sanayisini ve ekonomik altyapısını büyük ölçüde kaybederek ağır yaralı çıktı.
2. İran'ın dış savunma doktrininin merkezinde yer alan ve Hürmüz Boğazı'ndan Lübnan'a kadar uzanan "direniş ekseni" (vekil güçler ağı) savaşta ciddi hasar alarak kapasitesinin beşte birine kadar geriledi.
3. Ülke içinde pahalılık, elektrik kesintileri ve değer kaybeden para birimi nedeniyle derinleşen ekonomik kriz, Tahran'ı dış cephelerden önce iç ekonomiyi ve güvenliği onarmaya mecbur bırakıyor.
4. Ali Hamaney'in ölümü sonrası göreve gelen Mücteba Hamaney yönetimindeki İran, 60 günlük nükleer müzakere süreci ve yeni liderin tercihleri doğrultusunda sertleşme ile uzlaşma arasında belirsiz bir çizgide hareket ediyor.
📊 Detaylı Açıklama
İran, son yaşanan çatışmalarda Hürmüz Boğazı'nı kapatma, körfezi vurma ve füzeler ateşleme gibi yirmi yıldır tartışılan tüm kozlarını sahada sınadı. Hasımları nükleer faaliyetleri tamamen durdurma, rejimi değiştirme veya vekil aktörlerle olan ideolojik bağları koparma gibi ilan ettikleri stratejik hedeflerin hiçbirine tam anlamıyla ulaşamadı. İran bu süreçte Hürmüz'e statü dayatma, dondurulmuş varlıklarını geri alma ve iç cephede kontrolü sıkılaştırma gibi kazanımlar elde ederek savunma savaşından başarıyla çıktığını savunuyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde; ağır sanayi tesislerinden demir yollarına kadar 15 binden fazla hedef vuruldu, Devrim Rehberi Ali Hamaney başta olmak üzere A takımı büyük ölçüde kaybedildi ve halkın üzerindeki ekonomik yük katlanarak arttı.
Tahran'ın bölgesel stratejisinin omurgasını oluşturan vekiller ağı, konvansiyonel ordusunun zayıflığını kapatan bir ileri savunma kalkanı işlevi görüyordu. Ancak bu ağın en değerli halkası olan Hizbullah, lideri Hasan Nasrallah ve A takımının suikastlerle öldürülmesiyle ağır bir darbe aldı ve ateş gücü eski kapasitesinin beşte birine indi. Lübnan'daki mevziin zayıflaması İran'ın İsrail üzerindeki baskısını azaltsa da, Tahran silah ve para hatlarını yeniden işletmeye başlayarak Lübnan'ı gözden çıkarmayacağını gösterdi. Öte yandan Irak sahasında derin dini ve kültürel bağlar bulunmasına rağmen Bağdat'ın Washington ile ilişkilerini güçlendirmesi, Şii kimlikler arasındaki ayrışmalar ve Türkiye'nin artan etkisi İran'ın bu bölgedeki manevra alanını kısıtlıyor.
Nükleer program meselesi, İslamabad mutabakatı sonrasındaki 60 günlük süreçte Tahran'ın önündeki en büyük açmazlardan birini oluşturuyor. Savaşın ardından İran programı tamamen tasfiye etmeye yanaşmazken, elindeki zenginleştirilmiş uranyum stokunun ülke dışına çıkarılmasını reddediyor ve programı seyreltme seçeneğinde duruyor. Bu durum, nükleer programın yıllarca bir pazarlık kozu olmasക്കാരına rağmen ülkeyi vurulmaktan kurtaramadığını gösterdi; şimdi İran ya programı sınırlayarak güvenlik arayacak ya da caydırıcılık için silaha yönelmek zorunda kalacak. Ancak acil önceliği ekonomiyi onarmak olan Tahran, ne programı tümden bırakarak en büyük kozunu kaybetmek istiyor ne de açıkça silaha yönelerek yeni bir çatışmayı göze alıyor.
İran dış politikada sıkışmışlığını aşmak için doğuya yaslanarak Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS gibi platformlara katıldı, Rusya ve Çin ile temaslarını sıklaştırdı. Ancak bu yakınlaşmanın sınırları bulunuyor; ne Rusya ne de Çin İran'a somut bir askeri garanti veya savunma taahhüdü vermedi, Pekin kendi çıkarları doğrultusunda Amerika ile doğrudan karşı karşıya gelmekten kaçınıyor. Bu çok aktörlü ve yorgun denklemin ortasında kalan İran, dış cephelerdeki yükü azaltarak önceliği iç istikrara ve ekonomiye vermeye yöneldi. Savaş sonrası dönemde Tahran'ın bölgedeki stratejisini baştan yazıp yazmayacağını, yeni lider Mücteba Hamaney'in tercihleri ve nükleer müzakerelerin nihai sonucu belirleyecek.
🎯 Uzman Yorumu
İran'ın yaşadığı son çatışmalar, ülkenin klasik askeri ve konvansiyonel kapasite eksikliklerini vekil güçler (direniş ekseni) aracılığıyla kapama stratejisinin sınırlarını ve kırılganlıklarını net bir şekilde gözler önüne sermiştir. Rejimin askeri ve siyasi üst kademesinin uğradığı kayıplar, caydırıcılık mekanizmasının eskisi gibi merkezi ve kesintisiz çalışamayacağını, bunun yerine daha dağınık ve yerel dinamiklere dayalı bir yapıya evrileceğini göstermektedir.
Tahran yönetimi dış politikada Şanghay ve BRICS gibi bloklara yaklaşarak jeopolitik yalnızlığını kırmaya çalışsa da, Moskova ve Pekin'in güvenlik garantilerinden yoksun bu hamleler stratejik bir güvenlik şemsiyesi sağlamaktan uzaktır. İran'ın ekonomik iflasın eşiğindeki yapısı, dışarıdaki ideolojik nüfuz çabaları ile içerideki halkın hayatta kalma mücadelesi arasında ezilmekte; bu durum rejimi ideolojik katılıktan esnek diplomasiye ve taktiksel geri çekilmelere zorlamaktadır.
Özellikle 60 günlük nükleer müzakere süreci ve yeni lider Mücteba Hamaney'in izleyeceği hat, İran'ın iç siyasetteki radikal unsurlar ile rasyonel devlet aklı arasındaki dengeyi nasıl kuracağını tayin edecektir. Aşırı sertleşme eğilimi ülkeyi yeni bir bölgesel yıkımın eşiğine getirebilecekken, zoraki bir uzlaşma arayışı ise rejimin en büyük pazarlık kozu olan nükleer programdan taviz vermesi anlamına gelecektir ki bu durum Tahran'ın uzun vadeli varoluşsal stratejilerini kökten sarsabilir.
Mevcut veriler ışığında, İran'ın kısa vadede doğrudan çatışmalardan kaçınarak iç cepheyi tahkim etme ve ekonomiyi düzeltme stratejisi izlemesi bir tercih değil, mutlak bir mecburiyettir. Gözlemciler ve piyasa aktörleri için bu süreç, İran'ın bölgesel gücünün tamamen bittiği şeklinde okunmamalı; aksine Tahran'ın kaynaklarını yeniden üretebilmek için sessiz bir toparlanma ve konsolidasyon evresine girdiğini gösteren stratejik bir bekleme taktiği olarak değerlendirilmelidir.
Kanal: GZT