MEKKE, BEDİR VE DOĞU AKDENİZ… Mete Yarar’dan Türk Kıta Sahanlığı Analizi: Türkiye Sürekli Büyüyecek
TGRT Haber TV · 2026-10-23
💡 Hızlı Bilgi
1. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke İttifakı adıyla çok boyutlu yeni bir bölgesel güvenlik ve istihbarat ortaklığı kuruldu.
2. Mete Yarar, anlaşmanın Yemen'e Türk askeri göndermekle hiçbir ilgisinin bulunmadığını ve Suudi Arabistan'ın bile sahada doğrudan kara askeri tutmadığını açıkladı.
3. Türk Silahlı Kuvvetleri yurt dışı etki alanını genişletmek amacıyla amfibi tugayını kolordu seviyesine çıkardı ve komando tugayı sayısını 21'e yükseltti.
4. Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin kıta sahanlığını ve Libya ile yapılan deniz yetki anlaşmasını sahada zorla değiştirebilecek hiçbir askeri gücün bulunmadığı vurgulandı.
5. Katar, Somali ve Libya'daki üsleri birbirine bağlayan, Fransa'nın Lejyonu ve Rusya'nın Afrika Kolordusu benzeri uzmanlaşmış bir Uluslararası Müşterek Harekat Merkezi modeli devreye giriyor.
📊 Detaylı Açıklama
Mete Yarar programa Mekke İttifakı tartışmalarıyla başlıyor. Kamuoyundaki "Yemen'e Mehmetçik mi gidecek?" sorusunu son derece sığ buluyor. Suudi Arabistan'ın bile Yemen sahasında doğrudan kendi askeriyle savaşmadığını hatırlatıyor. Riyad yönetimi yerel güçlere yalnızca hava, ateş, lojistik ve istihbarat desteği sağlıyor. Türkiye'nin de bölgeye muharip kara gücü sokma planı olmadığını net bir dille belirtiyor.
Yarar, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın bu ittifak planını yaklaşık bir yıl önce Suudi Arabistan ziyaretinde kendilerine anlattığını aktarıyor. Plan aslında İran-İsrail gerilimi tırmanmadan önce hayata geçecekti. Mısır'ın Birleşik Arap Emirlikleri ile olan yaklaşık 100 milyar dolarlık mali bağımlılığı ve çekinceleri süreci biraz geciktirdi. Ankara ise bölgesel sahiplenme ilkesini bekleterek zaman kaybetmemek adına süreci şimdilik Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlüsüyle başlattı.
Anlaşmanın kurumsal omurgasını Türkiye'nin köklü NATO tecrübesi oluşturuyor. Bu yapı sadece askeri bir pakt niteliği taşımıyor. İçinde dışişleri bakanları, genelkurmay başkanları ve istihbarat başkanlarının düzenli toplanacağı ortak karar organları yer alıyor. Masada tek başına kalmak yerine müttefiklerle ortak akıl üretmek, Suriye ve Libya gibi kriz başlıklarında Türkiye'nin elini masada çok daha güçlü kılıyor.
Konuşmacı dünyadaki savaş kavramının kökten dönüştüğünü savunuyor. Artık devletler birbirine resmi savaş ilan etmiyor. Ukrayna'da, Gazze'de veya Lübnan'da resmi bayrak gösterilmeden asimetrik ve vekil güçlerle çatışmalar yürüyor. Nükleer caydırıcılık büyük konvansiyonel çatışmaları engellerken; ticaret savaşları, sinsi ambargolar ve istihbarat operasyonları ön plana çıkıyor. ABD ve Çin arasındaki güç kayması, Birinci Dünya Savaşı öncesindeki İngiltere-ABD dengesini birebir andırıyor.
Doğu Akdeniz konusuna değinen Yarar, Avrupa'nın Türkiye'ye dayattığı Sevilla Haritası'nı sert dille eleştiriyor. İspanya'daki tek bir üniversitenin hazırladığı haritanın uluslararası hukuk kuralı gibi sunulduğunu söylüyor. Yunanistan'ın bir kilometrekarelik Meis Adası üzerinden 40 bin kilometrekarelik yetki alanı gasp etmeye kalkışmasını akıl dışı buluyor. Güce dayanmayan hiçbir hukuk tezinin sahada yaşama şansı olmadığını vurguluyor.
Libya ile imzalanan deniz yetki anlaşmasının Trablus meclisi tarafından onaylanması Yunanistan'ın tezlerini tamamen çökertti. Mısır da Atina ile deniz sınırı çizerken Türkiye'nin hak iddia ettiği 18. parseli tartışmalı alan sayarak anlaşma dışı bıraktı. Kahire yönetimi Türkiye ile açıkça çatışmak istemiyor. Yarar'a göre Doğu Akdeniz'de Türk donanmasını ve belirlenen kıta sahanlığını geriye itebilecek fiili bir güç bölgede kesinlikle yok.
Türkiye'nin askeri konsepti yeni vizyona paralel olarak baştan aşağı yenileniyor. Savunma kapasitesi artık sadece Ege kıyılarını korumaya odaklanmıyor. TCG Anadolu gibi çok maksatlı amfibi gemiler, planlanan yeni uçak gemisi ve amfibi tugayın kolordu seviyesine çıkarılması bu vizyonun somut adımları. Eskiden 4 olan komando tugayı sayısının 21'e ulaşması, TSK'nın asimetrik ve hızlı reaksiyon gerektiren operasyonlara evrildiğini kanıtlıyor.
Programda Uluslararası Müşterek Harekat Merkezi kurulması fikri kapsamlı biçimde tartışılıyor. Katar, Somali, Libya ve gelecekte Suriye ile Pakistan'da açılacak ortak üsler tek bir harekat çatısında toplanıyor. Yarar, bu yapının masa başı bir lojistik karargah olarak kalmaması gerektiğini savunuyor. Fransız Lejyonu veya Rus Afrika Kolordusu gibi gittiği coğrafyanın dilini, kültürünü ve iklimini bilen ihtisas sahibi muharip birliklerin oluşturulmasını şart koşuyor.
Yarar son olarak ordu içerisindeki insan kaynağının erkenden heba edilmesini eleştiriyor. Sahayı ve coğrafyayı en iyi öğrenmiş 50-52 yaşındaki yetkin albayların kadrosuzluk gerekçesiyle emekli edilmesini büyük bir kaynak israfı olarak görüyor. Milli İstihbarat Teşkilatı bünyesinde kurulan MİT Akademisi'ni örnek göstererek, bu yetişmiş beyinlerin ve sivil uzmanların devlet aklına sürekli katkı sunacağı yeni mekanizmalar kurulmasını istiyor.
🎯 Haber Analisti Yorumu
Mete Yarar'ın savunduğu bölgesel sahiplenme ve genişleme tezi, Türkiye'nin son on yılda geliştirdiği proaktif dış politikanın doğal bir sonucu. Ankara artık Batı merkezli güvenlik şemsiyelerine koşulsuz güvenmek yerine güneyinde ve doğusunda kendi kalkanını kuruyor. Basra'dan Avrupa'ya uzanan Kalkınma Yolu ve Zengezur Koridoru gibi dev enerji hatlarını korumak için askeri diplomasinin devreye girmesi kaçınılmaz bir zorunluluk haline geldi.
Mekke İttifakı'nın sahadaki başarısı, Körfez içi güç dengelerinin nasıl yönetileceğine doğrudan bağlı. Birleşik Arap Emirlikleri'nin bölgedeki finansal hegemonyası ve Mısır üzerindeki baskısı ittifakın en kırılgan karnını oluşturuyor. Eğer Türkiye ve Suudi Arabistan, Abu Dabi yönetiminin Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika'daki sabotajcı hamlelerini dengeleyemezse, kurulan bu üçlü pakt stratejik bir derinlik kazanmak yerine dönemsel bir kağıt üzerinde kalma riski taşır.
Askeri teşkilatlanma tarafında amfibi gücün kolordu seviyesine taşınması Türkiye'nin deniz aşırı güç aktarımında artık Süper Lig hedefine yöneldiğini gösteriyor. Ancak yabancı ülkelerde kalıcı üsler kurmak ve ortak harekat merkezleri yönetmek sadece donanma ve komando tugayı göndermekle sınırlı değil. Çok ciddi bir ekonomik maliyet, kesintisiz bir istihbarat ağı ve en önemlisi yerel halkın sosyolojik direncini kırmayacak sivil diplomasi becerisi gerektiriyor.
Deneyimli askeri kadroların 50'li yaşların başında emekliye sevk edilmesine yönelik eleştiri son derece yerinde bir tespittir. Sahada 15 yıl ter dökmüş bir özel kuvvetler personelinin veya bölge uzmanının emekli edilip evine gönderilmesi, milyonlarca dolarlık eğitim yatırımının doğrudan çöpe atılması anlamına geliyor. TSK'nın MİT Akademisi modeline benzer bir düşünce kuruluşu ve kıdemli danışmanlık havuzu kurarak bu birikimi karargaha geri beslemesi şart görünüyor.
Bundan sonraki süreçte izlenmesi gereken tek kritik gelişme, Mısır'ın Türkiye-Suudi Arabistan hattına resmen katılıp katılmayacağı olacak. Şayet Kahire yönetimi BAE baskısını kırarak bu masaya dördüncü ortak olarak oturursa, Doğu Akdeniz'deki Türk kıta sahanlığı tartışmasız bir biçimde kesinleşir ve Yunanistan'ın bölgesel tezleri tamamen rafa kalkar.
Kanal: TGRT Haber TV