YAKINDA YENİ BİR DURUM! VE SONRASI? NELER OLUYOR?
Abdullah Çiftçi · 2026-09-17
💡 Hızlı Bilgi
1. İstanbul borsasında sonbaharda beklenen operasyon ve fon tasfiyeleri 17 Eylül 2026 itibarıyla resmen başladı; 800 binden fazla kişiyi ve 17 milyar doları ilgilendiren bu süreç, içi boş şirketleri şişiren fonların ödeme güçlüğü yaşaması ve Morgan Stanley Capital International (MSCI) uyarıları sonucunda devlet kontrolünde yönetiliyor.
2. Gelişmiş ekonomilerde devasa kamu borçları (gayri safi millî hasılanın 2-3 katı), yükselen devlet tahvili faizleri ve dev bütçe açıkları nedeniyle ciddi bir finansal yıkım ve kriz uyarıları, küresel piyasaların merkezinde yer alıyor.
3. ABD Temsilciler Meclisi, Trump'a Rusya'dan petrol ve doğalgaz ithal eden büyük ülkelere (Çin ve Hindistan) %100 gümrük vergisi uygulama yetkisi verirken, Moskova bu hamlenin savaşı sadece uzatacağını açıkladı.
4. Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in yeni bir güvenlik konseyi kurulması ve stratejik savunmaya yatırım yapılması çağrıları, Avrupa'nın Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda'yı sürece dahil etme hamleleriyle birleşerek küresel ittifakları yeniden şekillendiriyor.
5. Türkiye gıda güvenliği ve sağlığı tehdit eden hileli ticarete karşı "gıda terörü" operasyonlarını hızlandırırken, Adalet Bakanlığı'nın hakim ve savcı atamalarında başlattığı liyakat ve puanlama esaslı şeffaf sistemin tüm bakanlıklara yayılması elzem görülüyor.
6. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyada 130 farklı çatışma noktası bulunurken, İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'daki politikaları ABD ve Avrupa için ağır bir jeopolitik yüke dönüşmeye başladı ve uluslararası alanda tepkiler artıyor.
7. Çin'in dünyaya sunduğu küresel güvenlik, kalkınma ve medeniyet girişimleri sömürgeci Batı modellerine alternatif olarak sunulsa da, Çin'in komünist parti merkezli yapısının insani ve vicdani bir derinlikten yoksun olması nedeniyle Afrika ve Asya'da kalıcı başarı şansı düşük görülüyor.
8. Türkiye'nin bölgedeki güvenlik stratejisi, Batı'nın sömürgeci kategorizasyonlarını reddederek "Mekke Savunma Anlaşması" ve benzeri inisiyatiflerle yerel unsurları uzlaştırmaya, Irak ve Suriye gibi komşu hatlarda kalıcı barışı tesis etmeye odaklanıyor.
9. Yanlış bilinen: Bölgedeki etnik ve mezhepsel çatışmaların yerel halkların doğal düşmanlığından kaynaklandığı iddiası yanlıştır; bu krizler bilerek devlet dışı aktörler ve Batılı istihbarat teşkilatları tarafından kışkırtılmaktadır.
📊 Detaylı Açıklama
17 Eylül 2026 tarihinde Borsa İstanbul'da yaşanan operasyon, aylar öncesinden öngörülen bir sürecin sonucudur. Piyasada "pireyi deve yapan" 130 kadar yatırım fonu, içi boş şirketleri öne çıkararak suni bir balon yaratmıştı. Ancak yatırımcıların aynı anda paralarını çekmek istemesi ve fonların ödeme krizine girmesi sistemi tıkadı. Uluslararası endeks sağlayıcısı MSCI'ın art arda yaptığı uyarılar ve yabancı yatırım riskleri hükümeti müdahaleye zorladı. Yaklaşık 800 bin yatırımcıyı ve 17 milyar doları kapsayan bu süreçte devlet, vatandaşın panik satışlarını önlemek ve 130 fonu kontrollü bir şekilde tasfiye etmek üzere devreye girdi.
Gelişmiş ekonomilerde devasa kamu borçları gayri safi millî hasılanın kat kat üzerine çıkarken, devlet tahvili faizlerinin yükselmesi borç çevirme maliyetlerini katladı. İngiltere Merkez Bankası uzun vadeli tahvil satışlarını durdurmak zorunda kalırken, ABD'deki devasa bütçe açıkları ve yapay zeka yatırımlarına bağlanan devasa sermayeler finansal sistemde büyük bir kırılganlık yaratıyor. Fed'in faiz politikaları ve İngiltere'nin faizleri sabit tutma kararları, Batı ekonomilerindeki yapısal krizin derinleştiğini ve finansal yıkım uyarılarının haklılık payı taşıdığını gösteriyor.
Jeopolitik cephede ABD Temsilciler Meclisi'nin Trump'a Rus enerjisi ithal eden Çin ve Hindistan'a %100 gümrük vergisi uygulama yetkisi vermesi küresel ticaret savaşlarını yeni bir boyuta taşıdı. Rusya bu kararın çatışmaları uzatacağını belirtirken, Çin ve Hindistan yaptırımları tanımadıklarını ilan etti. Hürmüz Boğazı'nda ve Kızıldeniz'de Husilerin sevkiyatları engellemesi küresel enerji krizini tetiklerken, Suudi Arabistan'ın Çin üzerinden İran'a baskı yapma çabaları bölgedeki kırılgan dengeleri gözler önüne seriyor.
Avrupa Birliği, Ursula von der Leyen öncülüğünde ortak bir savunma ve güvenlik konseyi kurma arayışına girdi. Birliğin Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkeleri ortak üye statüsünde masaya davet etmesi Trump tarafından eleştirilerek yüksek vergi tehdidiyle karşılandı. İngiltere'nin Brexit sonrası Commonwealth ekseninde hareket etmesi ve Avrupa'da Lep Pen kanadının "Avrupa Birleşik Devletleri" söylemleri, Batı'nın kendi içindeki siyasi ve ekonomik bütünleşme krizini derinleştiriyor.
Türkiye'nin iç dinamiklerinde asayiş uygulamaları ve gıda güvenliğine yönelik operasyonlar devletin reorganizasyon ihtiyacını açıkça ortaya koyuyor. Gıdada hile yapan merdiven altı üreticilere yönelik "gıda terörü" operasyonları, vatandaşın sağlığını korumanın yanı sıra kamu sağlık sisteminin üzerindeki yükü hafifletmek için kritik bir adım olarak atıldı. Ayrıca Adalet Bakanlığı'nın hakim ve savcı atamalarında liyakat ve puanlama sistemini getirmesi, tüm bürokraside şeffaflık ve liyakatin tesis edilmesi adına yüzyılda bir ele geçen bir fırsat olarak değerlendiriliyor.
Ortadoğu'da İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'daki işgal politikaları, bölge ülkelerinin yanı sıra artık ABD ve Avrupa için de taşınamaz bir yüke dönüştü. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kararlarına rağmen Netenyahu yönetiminin izlediği siyaset, Batı kamuoyunda ve devletler arasında çatlaklar yarattı. İrlanda ve Belçika gibi ülkelerin İsrail'in politikaları nedeniyle kültürel etkinliklere katılmama kararları ve BM'de Filistin devleti kurulmadan barışın gelmeyeceği yönündeki ortak vurgu, küresel adalet mekanizmalarının sorgulandığı bir döneme işaret ediyor.
Çin'in dünyaya sunduğu "küresel kalkınma, güvenlik ve yönetişim girişimleri" sömürgeci Batı modellerine bir alternatif olarak pazarlansa da, Çin'in tek tip komünist parti zihniyeti ve ticari menfaat odaklı yaklaşımı insani boyutta eksik kalıyor. Buna karşılık Türkiye, gayri safi millî hasılasına oranla dünyada en çok insani yardım yapan ülke konumunda bulunuyor. Türk milletinin genetiğindeki merhamet ve vicdan unsuru, Afrika ve Asya'da su kuyularından okullara kadar uzanan kalıcı projelerle Batı'nın sömürgeci anlayışından ayrışıyor.
Türkiye'nin bölgesel güvenlik stratejisi, sınır ötesindeki terör algısını Batı'nın gözüyle değil, yerel halkların gerçek talepleri doğrultusunda yeniden tanımlamayı amaçlıyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Afrika istihbarat buluşmaları ve Suriye ile Irak hattındaki uzlaşı çabaları, bölge unsurlarının birbirine düşman olmadığını, aksine Batılı istihbarat ve devlet dışı aktörler tarafından kışkırtıldığını kanıtlıyor. Afrin örneğinde olduğu gibi bölge halklarının Türkiye'yi kurtarıcı olarak görmesi, 401 yıllık tarihi ve kültürel bağların gücünü ve kalıcılığını göstermektedir.
🎯 Tarih Uzmanı Yorumu
Abdullah Çiftçi'nin sunduğu analizler, küresel finans sistemindeki çatırdamalar ile yerel operasyonlar arasındaki organik bağı doğru bir eksende ele almaktadır. 2026 sonbaharında Borsa İstanbul'da yaşanan fon tasfiyeleri ve küresel borsa endekslerinin baskıları, sadece teknik bir piyasa düzeltmesi değil; neoliberal finans kapitalizminin ve denetimsiz fon mekanizmalarının tıkanma noktasının somut bir tezahürüdür. Devletin bu süreçte gariban yatırımcıyı korumak adına kontrollü müdahalede bulunması kaçınılmaz olmakla birlikte, krizin kökenindeki liyakatsizlik ve denetimsizlik sorunları çözülmediği sürece benzer sistemik şokların tekrarlanması kaçınılmazdır.
Tarihsel perspektiften bakıldığında, içinde bulunduğumuz dönem 20. yüzyılın Batı merkezli uluslararası sisteminin ve sömürgeci jeopolitik mimarisinin son bulduğu büyük bir kırılma anıdır. ABD ve Avrupa'nın devasa borç yükleri, enerji koridorlarındaki daralmalar ve İsrail'in küresel bir güvenlik yüküne dönüşmesi, emperyal merkezlerin artık kendi yarattıkları kaosun altında ezildiğini göstermektedir. Çin'in ekonomik ve ticari alternatifler sunma çabaları bir hegemonya değişimi vadetse de, ideolojik ve insani derinlikten yoksun olması yeni bir medeniyet paradigması üretmesini engellemektedir; bu boşluğu doldurabilecek tek akıl, coğrafyanın 400 yıllık tarihi hafızasını ve merhamet eksenli kültürel kodlarını yeniden ihya eden Türkiye merkezli yaklaşımdır.
Bu süreçte karşılaşılan en büyük riskler; devlet içi kurumsal yozlaşma, liyakatsizlik, gıda ve sağlık gibi stratejik alanlarda denetimsiz kalan çetevari yapıların toplumsal huzuru tehdit etmesidir. Yatırımcılar ve karar alıcılar için bu dönem, klasik ezberlerin ve kısa vadeli spekülatif kazançların tamamen bittiğini kabul etmeyi gerektirir. Vatandaşlar ve küçük yatırımcılar için panik hareketleri yıkıcı sonuçlar doğururken; devletin adalet, asayiş ve bürokratik liyakat alanında başlattığı köklü reorganizasyon hamlelerinin sabırla desteklenmesi, uzun vadeli ekonomik ve toplumsal istikrarın tek güvencesidir.
Sonuç olarak; küresel ölçekte derinleşen enerji krizleri, savaşların sürdürülemez hale gelmesi ve devlet dışı aktörlerin sahneyi terk etmeye zorlanması, Türkiye'ye yüzyılda bir eline geçecek jeopolitik bir fırsat penceresi sunmaktadır. Bu aşamada izlenecek strateji; içeride şeffaflık, liyakat ve hukukun üstünlüğünü tavizsiz tesis etmek, dışarıda ise Batı'nın kurguladığı etnik ve mezhepsel çatışma tuzaklarını reddederek bölge halklarıyla ortak bir akıl ve barış düzeni kurmaktır. Tarihin akışı, hakikati ve vicdanı savunanların lehine dönmektedir; Türkiye bu tarihi virajı içeride adalet, dışarıda ise insani diplomasiyle taçlandırdığı ölçüde geleceğin oyun kurucu aktörü olacaktır.
Kanal: Abdullah Çiftçi