Küresel Piyasalar - "Yüksek Faize Rağmen Nakit Yakan Hisselerde Ciddi Yükseliş Var” | 6 Ekim 2026
BloombergHT · 2026-10-07
💡 Hızlı Bilgi
1. ABD hisse senetlerinde tabana yayılmayan sağlıksız ralli ve nakit yakan şirket yükselişleri nedeniyle bu seviyelerden gözü kapalı alım yapma, temkinli bekle.
2. ABD 10 yıllık tahvil faizleri %5,26 seviyesine çekilse de uzun vadeli borçlanma riskleri sürdüğünden tahvilde yeni alım için acele etme.
3. Euro/Dolar paritesinde 1,1260 seviyesinden 1,15'e doğru olası yükselişleri yalnızca tepki hareketi olarak gör, Avrupa'daki yapısal zayıflık nedeniyle kalıcı alım yapma.
4. Brent petrolde 100 dolar üzerindeki fiyatlamaları ve dizel darboğazını geçici kabul et; jeopolitik yumuşama ihtimaline karşı petrolde yukarı yönlü pozisyon açma.
5. TCMB'nin Ekim toplantısında 100 baz puanlık faiz indirimi masada olsa da enflasyon riskleri nedeniyle Borsa İstanbul'da agresif alım yerine bekle ve gör yaklaşımını koru.
📊 Detaylı Açıklama
ABD hisse senedi piyasalarında S&P 500 endeksinin 7.829–7.831 puan bandıyla yeni rekorlar kırmasına rağmen teknik ve yapısal görünüm ciddi kırılganlıklar barındırıyor. Özgür Hatipoğlu, yüksek faiz ortamına rağmen bilanço kârı bulunmayan ve nakit yakan (zero-profit) şirket hisselerinde başlayan spekülatif yükselişlerin geçmişte 35 günlük kısa vadeli rallileri tetiklediğini ancak bu tablonun sağlıklı olmadığını vurguluyor. S&P 500 ile eşit ağırlıklı endeksler karşılaştırıldığında piyasa genişliğinin son derece dar kaldığı, yükselişin tabana yayılmadığı ve bu nedenle gözü kapalı hisse alımı yapılmaması gerektiği açıkça belirtiliyor.
Amerikan borçluluğu ve tahvil piyasası dinamiklerinde Asya sermayesinin önemli bir rol oynadığı görülüyor. Çin ve Japonya gibi ülkelerin son on yılda ABD tahvil varlıklarını belirgin ölçüde azalttığı, ancak Asya kaynaklı fonların Amerikan tahvillerinden çıkarken doğrudan Amerikan hisse senetlerine yöneldiği tespit ediliyor. Yatırımcıların mevcut faiz oranlarıyla 10 ve 30 yıllık vadelerde ABD hazine riski almak istememesi Hazine ihalelerindeki talebi zayıflatırken, bu sermaye kayması hisse senetlerindeki ralliyi yapay biçimde ayakta tutmaya devam ediyor.
Avrupa cephesinde Fransa kaynaklı tahvil çalkantısı ve siyasi dengesizlikler küresel faizleri yukarı iten en temel etkenlerden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle Japon fonlarının Fransız tahvillerini hızla tasfiye etmesi Euro Bölgesi'ne olan güveni sarsmış durumda. Euro/Dolar paritesinde 1,1160 desteğinin korunduğu ve teknik olarak 1,15 seviyesine doğru bir toparlanma potansiyeli bulunduğu ifade edilse de, bunun makro bir toparlanmadan ziyade sadece teknik bir tepki hareketi olduğu, Avrupa ekonomisinin yapısal sorunları nedeniyle paritede kalıcı bir boğa piyasasının beklenmediği aktarılıyor.
Yurt içi piyasalarda ise Eylül ayı enflasyonunun gıda fiyatlarındaki düşüş ve iç talepteki yavaşlamayla beklentilerin altında kalması TCMB için bir manevra alanı yaratmış görünüyor. Haluk Bürümcekçi, yıllık enflasyonun %29,7'ye gerilemesi ve politika faizinin %37 seviyesinde bulunmasıyla oluşan reel faiz marjının, Ekim toplantısında 100 baz puanlık temkinli bir faiz indirimine imkan tanıdığını belirtiyor. Ancak hizmet enflasyonundaki katılığın tamamen kırılmaması ve küresel belirsizlikler nedeniyle faiz indirim adımlarında aşırıya kaçılmaması gerektiği uyarısı yapılıyor.
Döviz piyasası ve Türk Lirası dinamiklerinde reel değerlenme sürecinin devam ettiği kaydediliyor. Reel efektif döviz kurunun 105,45 seviyesine çıkmasıyla TL'nin yıl başından bu yana yaklaşık %7 oranında reel değer kazandığı ifade ediliyor. Yönetilen kur politikası ve rezerv kullanımı çerçevesinde dezenflasyonun önceliklendirildiği bu yapıda, kurlarda ani bir sıçrama beklenmiyor ve Dolar/TL için yıl sonu 51 seviyesi civarındaki projeksiyonlar geçerliliğini koruyor.
Enerji piyasalarında Brent petrolün 100 dolar, Nymex ham petrolün ise 89 dolar civarında seyretmesi küresel enflasyon endişelerini canlı tutuyor. Tarım sektöründe kullanılan "kırmızı dizel" ve rafineri kapasitelerindeki bakım dönemleri nedeniyle akaryakıt ürünlerinde geçici bir darboğaz yaşansa da ABD genelinde ve Cushing stoklarında başlayan kademeli toparlanma bu krizin kalıcı olmayacağına işaret ediyor. Ayrıca ABD-İran hattında seçim öncesi olası bir diplomatik ılımlılığın petrol fiyatlarını ve tahvil faizlerini aşağı çekebileceği öngörülüyor.
Küresel piyasaların arka planındaki en büyük yapısal risk olarak yapay zeka harcamaları ve sermaye yoğunlaşması dikkat çekiyor. Çağlar Kuzukluoğlu'nun Michael Burry değerlendirmelerine dayandırdığı analizde, piyasanın bariz makro riskleri inatla reddettiği ve S&P 500 içerisindeki teknoloji hisselerinin tarihsel zirve yoğunlaşmasına ulaştığı belirtiliyor. Nvidia'nın tek başına tüm Avrupa borsalarının toplam değerine yaklaşması ve tarihteki demir yolu ile kanal inşası dönemlerini dörde katlayan altyapı harcamaları, olası bir kâr hayal kırıklığında finansal sisteme 2008 benzeri bir yayılma riski taşıyor.
Borsa İstanbul tarafında ise fon tasfiye süreçlerinin reel sektöre ve şirket bilançolarına etkisi yakından izleniyor. TCMB Başkanı Fatih Karahan'ın komisyon sunumuna atıfta bulunan Bürümcekçi, tasfiye sürecindeki şirketlerin likiditesi güçlü büyük ölçekli firmalar olması nedeniyle sistemik bir reel sektör şoku beklenmediğini, ancak iç talepteki soğumanın ve yüksek faiz ortamının borsa üzerinde kısa vadeli baskıyı sürdüreceğini ifade ediyor.
🎯 Finans Uzmanı Yorumu
Yüksek faiz döngüsünün 24 yılın zirvelerinde seyrettiği bir makroekonomik düzlemde, nakit yakan ve operasyonel kârlılığı bulunmayan şirket hisselerinin ralliye öncülük etmesi klasik bir piyasa anomalisidir. Katılımcıların da net bir şekilde ortaya koyduğu üzere, S&P 500 endeksinin rekor tazelemesi genele yayılan sağlıklı bir ekonomik büyümeyi değil; aşırı sermaye yoğunlaşmasını, dar bir teknoloji oligopolünü ve likidite sıkışmasından kaçan Asya fonlarının zorunlu yönelimini temsil etmektedir. Michael Burry'nin piyasayı "inkâr fazında" olarak nitelendirmesi, tarihsel döngüler açısından son derece yerinde bir tespittir.
Analistlerin genel duruşu hiçbir varlık grubu için koşulsuz bir yükseliş (bullish) iştahı taşımamakta, aksine yüksek temkin ve seçicilik öğütlemektedir. Özgür Hatipoğlu'nun hisse senetleri için "gözümü kapatıp almam" vurgusu, piyasa genişliğindeki yapısal çürümenin kurumsal düzeyde kabul gördüğünü kanıtlamaktadır. Benzer şekilde, Euro/Dolar tarafındaki olası yükselişlerin bir trend değişimi değil, yalnızca 1,15 direnciyle sınırlı teknik bir düzeltme tepkisi olarak okunması, Avrupa'nın derinleşen tahvil ve bütçe krizine karşı piyasanın duyduğu haklı güvensizliği yansıtmaktadır.
Bu piyasa ortamı, kaldıraçlı işlem yapanlar, büyüme odaklı teknoloji hisselerini zirveden kovalayanlar ve küresel faiz farklarına güvenerek agresif carry trade pozisyonu taşıyan yatırımcılar için son derece tehlikelidir. Yapay zeka altyapısına ayrılan devasa sermayenin nakit akışına dönüşüm hızı sorgulanmaya başladığı anda, tarihteki altyapı balonlarına benzer sert bir yeniden fiyatlama kaçınılmaz olacaktır. Gelişmekte olan piyasalar ise ABD 10 yıllık faizlerinin %5 üzerinde katılaştığı her senaryoda doğrudan yabancı sermaye çıkışı riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
Mevcut konjonktürde en rasyonel stratejik duruş; rekor kıran küresel hisse senetlerinden bu seviyelerde uzak durmak, Euro ve petroldeki sıçramaları alım fırsatı olarak görmemek ve TCMB'nin faiz indirimi sürecini BIST tarafında aceleci davranmadan kenarda izlemektir. TL varlıklarda sağlanan reel faiz avantajı korunurken, küresel hisse ve emtia piyasalarında yeni pozisyon açmak yerine nakit disiplinini ve bekle-gör yaklaşımını sürdürmek sermayeyi korumanın en güvenli yoludur.
⚠️ Bu içerik yatırım tavsiyesi değildir.
Kanal: BloombergHT