KÖPRÜ KREDİSİYLE DOLAR SATAN YAPAY ZEKA BORSASI ALTINDA BEKLİYORUM...
Ekonomist TV Artunç Kocabalkan · 2026-09-10
💡 Hızlı Bilgi
1. Yerli hisse senetleri (BIST) — Şişirilmiş likidite ve fon çıkış riskleri nedeniyle agresif alım yapma, bekle ve portföy riskini asgari seviyeye indir.
2. Yabancı hisse senetleri — Küresel siyasi manipülasyonlar ve değerleme baskıları nedeniyle bu seviyelerden risk alma, temkinli kal.
3. Fon piyasası ve sığ hisseler — Fon büyüklüğü ile gerçek piyasa derinliği arasındaki uyumsuzluktan doğan "yangın satışı" riskine karşı sığ tahtalardan uzak dur.
4. Petrol — Trump'ın "seçimden sonra petrol fiyatları düşecek" vaadine güvenip düşüş bekleme; jeopolitik riskler fiyatı yukarıda tutuyor.
5. Türk Lirası ve Carry Trade — Kuru baskılamak adına yabancıya yüksek faiz garantisi sunan modele güvenip TL varlıklarda sınırsız iyimserliğe kapılma.
6. Türkiye enflasyonu — Biriken yüksek kamu borçlarının ancak enflasyonla eritilebileceği gerçeği karşısında kalıcı enflasyon düşüşü bekleme.
7. Hazine borçlanma araçları — Fahiş faizlerle geleceğin ipotek altına alındığı bir ortamda tahvil tarafındaki riskleri göz ardı etme.
8. Genel portföy duruşu — Piyasayı tahmin etmeye çalışarak yön aramak yerine nakit veya güvenli limanda kalarak riski düşür ve bekle.
📊 Detaylı Açıklama
Küresel siyasette ve piyasalarda yoğun bir manipülasyon süreci yaşanıyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde yaklaşan ara seçimler öncesinde Donald Trump'ın seçmenlere nakit dağıtma vaadinde bulunması ve Kasım sonrasında petrol fiyatlarının düşeceğini iddia etmesi inandırıcı bir temele dayanmıyor. İran'ın seçimlere kadar petrol fiyatlarını yüksek tutma stratejisi karşısında, petrolün kalıcı biçimde aşağı gelmesini beklemek piyasa dinamikleriyle örtüşmüyor. Enerji ve tahvil piyasalarındaki bu yüksek oynaklık küresel ölçekte risk iştahını baskılıyor.
Yapay zeka dalgası ve küresel teknoloji tekelleri üzerinden yürütülen tartışmalarda da ciddi bir sermaye-emek dengesizliği bulunuyor. Daron Acemoğlu'nun tezlerine atıfta bulunarak yapay zekanın emeği koruyan değil, sermaye sahiplerinin gücünü artıran ve insanları sorgulamayan bir kitleye dönüştüren bir araç haline getirildiği vurgulanıyor. Teknolojik gelişmelerin yarattığı değerin tabana yayılmadığı, sermaye sahiplerinin siyaseti finanse ederek kendi çıkarlarını koruduğu bir düzende, yapay zeka kaynaklı sınırsız borsa coşkusuna karşı ihtiyatlı olmak gerekiyor.
Türkiye'nin köprü ve otoyol işletme haklarını 30 yıllığına devrederek peşin kaynak yaratma arayışı, kamu maliyesinde acil döviz ihtiyacının açık bir göstergesidir. Bir hisse senedinin değerlemesinde olduğu gibi, köprülerin de 30 yıllık nakit akışlarının bugünkü değerine (net present value) indirgenerek hesaplanması gerekir. Ancak devletin gelecekteki risksiz nakit akışlarından peşin para uğruna vazgeçmesi, yüksek maliyetli borçlanmanın ve ödemeler dengesi baskısının bir sonucudur.
Uluslararası deneyimler otoyol ve köprü imtiyazlarının uzun vadede kamu aleyhine işleyebildiğini ortaya koyuyor. Fransa'da 2014 yılında Rekabet Otoritesi'nin incelemesinde özel işletmecilerin olağanüstü kârlarının birer rant niteliği taşıdığı saptanmış; Şili'de ise sabit 30 yıllık süreler yerine asgari bugünkü değer ihale modeli geliştirilmiştir. Türkiye'de Karayolları Genel Müdürlüğü'nün işlettiği varlıkların 30 yıllık nakit akış değerinin ne olduğu ve verilecek trafik ya da kur garantilerinin maliyeti şeffaf biçimde açıklanmadan yapılan işlemler kamu zararı riski taşımaktadır.
Mehmet Şimşek yönetimindeki ekonomi politikasının enflasyonu düşürme konusunda kalıcı bir başarı sağlayamadığı görülüyor. Yalnızca kuru baskılayarak ve Carry Trade yapan kısa vadeli yabancı sermayeye fahiş faiz ödeyerek enflasyonu dizginleme çabası, faturayı yerli vatandaşa ve bütçeye kesmektedir. Şeffaf bir ihale yasası ve mali kural getirilmeden, kamu borçlanma maliyetleri bu denli yüksekken ve harcama muslukları kısılamamışken enflasyonun gerçek anlamda düşmesi mümkün değildir; biriken bu borçlar eninde sonunda enflasyon yoluyla eritilecektir.
Borsa İstanbul tarafında ise fon piyasasında yaşananlar Türkiye'nin mini bir likidite krizine gebe olup olmadığını sorgulatıyor. Pusula Portföy ve Tera arasındaki görüşmelerle gündeme gelen süreç, sığ hisselere giren fonların yarattığı yapay fiyat hareketlerini gözler önüne seriyor. Fon bir hisseyi aldıkça fiyat artıyor, fon performansı yükseliyor, bu performansı gören yeni yatırımcı fona giriyor ve hisse daha da yukarı çekiliyor. Ancak yatırımcı çıkışları (redemption) başladığında fonun elindeki sığ hisseleri satamaması likidite uyumsuzluğunu (liquidity mismatch) ortaya çıkarıyor.
Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) fon yoğunlaşması ve fiili dolaşım oranlarına ilişkin getirdiği düzenlemeler ile MSCI'ın serbest dolaşım (free float) uyarıları tam olarak bu likidite sarmalını engellemeye yöneliktir. Piyasa değeri yüksek görünse dahi yatırımcının gerçekte alıp satabileceği likidite sınırlıysa, kriz anında bir yangın satışı sarmalı (fire sales spiral) yaşanabilir. Borsa için topyekun bir çöküş veya "Big Short" anı beklenmese de yapay biçimde şişirilmiş hisselerin eninde sonunda gerçek değerine geri döneceği ve kontrollü bir çözülme sürecinin kaçınılmaz olduğu uyarısı yapılıyor.
Tüm bu yerli ve küresel belirsizlik ortamında, Amerikan tahvil faizlerinin yüksekliği, petrolün 100 dolar bandına yakın seyri ve enflasyon verilerinin yarattığı baskı altında yatırımcılara temkinli olmaları öğütleniyor. Manipülasyonun bu kadar yoğun olduğu bir piyasada geleceği tahmin etmeye çalışarak cesur pozisyonlar almak yerine, portföy risklerini kabul edilebilir en düşük seviyeye çekip güvenli limanlarda beklemede kalmak en rasyonel strateji olarak öne çıkıyor.
🎯 Finans Uzmanı Yorumu
Konuşmacının kamu maliyesi ve makroekonomik gidişata yönelik eleştirileri son derece yerindedir. Gelecekteki 30 yıllık nakit akışını bugün peşin döviz bulabilmek amacıyla iskonto etmek, yapısal bir bütçe reformundan ziyade günü kurtarma ve kuru suni yöntemlerle tutma çabasıdır. Carry trade mekanizmasına dayalı yüksek faiz-baskılanmış kur dengesi, Türkiye'ye sıcak para çekse de orta-uzun vadeli doğrudan yatırım getirmediği gibi borç çevirme maliyetlerini sürdürülemez seviyelere tırmandırmaktadır.
Borsa İstanbul özelindeki fon mekanizması ve likidite illüzyonu tespiti, teknik açıdan mevcut piyasanın en kritik zaafiyetine işaret ediyor. BIS ve FSB literatüründe de sıklıkla vurgulanan likidite uyumsuzluğu (liquidity mismatch), düşük halka açıklığa sahip tahtalarda fonların yapay bir performans balonu üretmesine yol açmıştır. Konuşmacının bir çöküş beklemediğini ancak yumuşak iniş ve kontrollü bir çözülmenin şart olduğunu belirtmesi, sığ hisselerden kurumsal ve derinliği olan varlıklara doğru bir rota değişikliğini zorunlu kılmaktadır.
Küresel çerçevede Trump faktörü, petrol fiyatlarındaki jeopolitik katılık ve teknoloji hisselerindeki değerleme aşırılıkları bir arada değerlendirildiğinde, konuşmacının piyasa tahminlerinden kaçınma çağrısı profesyonel portföy yönetimi kurallarıyla birebir örtüşüyor. Özellikle enflasyonun düşüş patikasına ilişkin şüpheler, sabit getirili yerli varlıklara ve aşırı değerlenmiş hisse senetlerine karşı savunmacı bir duruş sergilenmesini haklı çıkarmaktadır.
Sonuç olarak bu konjonktürde yatırımcı için en doğru pozisyon; yeni ve agresif hisse senedi alımlarından kaçınmak, sığ fon portföylerinden uzak durmak ve portföy riskini asgari seviyeye indirerek beklemede kalmaktır. Başlıkta ve anlatımda vurgulanan defansif yaklaşım, piyasada yön netleşene ve suni fiyatlamalar normalize olana kadar nakit ve güvenli varlık ağırlığını korumanın en rasyonel strateji olduğunu açıkça göstermektedir.
⚠️ Bu içerik yatırım tavsiyesi değildir.