Veciz AI — YouTube videolarının yapay zekâ özetleri

KAYYIM HALK TV’DE ÇALIŞANLAR OLMALI

Can ATAKLI · 2026-10-14

▶ Videoyu YouTube'da izle

💡 Hızlı Bilgi

1. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Cafer Mahiroğlu'nun şirketlerine yönelik rüşvet, ihaleye fesat ve kara para aklama soruşturması kapsamında Halk TV'nin de aralarında bulunduğu şirketlere TMSF kayyımı atandı ve sabah yayını durduruldu.

2. Soruşturma kapsamında Mahiroğlu ve ilişkili şirketlerin 30 milyar TL'yi aşan işlem hacmi ile şahsi hesaplarındaki milyarlık para hareketleri incelenirken, 17 şüpheliden 11'i gözaltına alındı.

3. Operasyonda herhangi bir gazeteciye yönelik suçlama veya gözaltı kararı bulunmazken, kayyım yönetimine daha önce benzer medya devirlerinde görev alan İbrahim Paşalı getirildi.

4. Can Ataklı, kayyımın yasal görevinin şirketi ve çalışanları korumak olduğunu vurgulayarak yayın politikasını ve personeli değiştirme yetkisi bulunmadığını, kayyımın kanal çalışanlarından oluşması gerektiğini savundu.

5. Benzer bir operasyonun Sözcü TV'ye uzanma ihtimalini değerlendiren Ataklı, Burak Akbay ve grubunun ticari faaliyetlerinin bu tür akçeli soruşturmalar ve belediye ihaleleriyle ilgisi olmadığını belirterek bu ihtimali zayıf gördüğünü açıkladı.


📊 Detaylı Açıklama

Halk TV'ye sabah saat 06.00 sularında, canlı yayının başlamasına yaklaşık 15-20 dakika kala polis ekipleri tarafından operasyon düzenlendi. Binanın etrafının sarılmasının ardından içeri giren ekipler yayını durdurdu ve kanal canlı yayına geçemedi. Müdahale, kanalın sahibi Cafer Mahiroğlu'nun tüm şirketlerine el konulması ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) kayyım olarak atanması kararı doğrultusunda gerçekleşti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın gerekçesi rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlamalarına dayandırıldı. Dosyada Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) verileri, gizli tanık beyanları ve şüpheli ifadeleri yer aldı. İncelemelerde Mahiroğlu'nun İzmir Büyükşehir Belediyesi nezdindeki bağlantılarını kullanarak bir araç bakım onarım anonim şirketinin kurulmasını sağladığı, yönetimi devrettiği kişiler üzerinden fahiş fiyatlı belediye ihaleleriyle menfaat temin ettiği ve 14 milyon 464 bin TL tutarında kayıtsız rüşvet ödemesi yapıldığı iddia edildi.

MASAK verilerine göre Mahiroğlu'nun yönetici veya ortak olduğu şirketlerin toplam işlem hacminin 30 milyar 352 milyon TL'nin üzerinde olduğu tespit edildi. Şüphelinin şahsi banka hesaplarında ise 459 işlemle 1 milyar 62 milyon TL giriş, 564 işlemle 1 milyar 118 milyon TL çıkış belirlendi. Dosyada ayrıca yüksek hacimli uluslararası SWIFT para transferleri, beyan edilen gelir ile mal varlığı arasındaki uyumsuzluklar ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik ayrı bir ihaleye fesat soruşturmasındaki arama kaydı yer aldı. Mahiroğlu'nun 10 Mart 2025 tarihinde yurt dışına çıktığı, 17 şüpheliden 11'inin gözaltına alındığı, 4'ünün yurt dışında olduğu ve 1 kişinin arandığı açıklandı.

Başsavcılığın resmi açıklamasında Halk TV'nin adının özel olarak geçmediğine dikkat çekildi. Soruşturmanın doğrudan bir medya faaliyetini veya gazetecileri kapsamadığı, gözaltına alınanlar arasında hiçbir gazetecinin bulunmadığı aktarıldı. Kanalın, patronunun diğer ticari ilişkileri ve şirketleri nedeniyle bu yaptırımla karşı karşıya kaldığı vurgulandı.

Kayyım yönetimine, daha önce Flash TV, Tele1 ve Can Medya (Habertürk, Show TV, Bloomberg) bünyesine kayyım atandığında da görev alan İbrahim Paşalı getirildi. Ataklı, kayyımın hukuki tanımının bir şirketin faaliyetlerini sürdürmesini sağlamak, delillerin karartılmasını önlemek ve çalışanların haklarını korumak olduğunu hatırlattı. Bir un fabrikasına atanan kayyımın fabrikayı çimento tesisine dönüştüremeyeceği örneği verilerek, bir medya kuruluşuna gelen kayyımın da personeli işten çıkarma veya yayın çizgisini iktidar lehine değiştirme hakkının hukuken bulunmadığı kaydedildi.

Medyadaki kayyım pratiğinin kökeni 14 Şubat 2004 tarihindeki Star televizyonu ve Uzan Grubu operasyonuna dayandırıldı. Ataklı, o dönem Star grubuna polis eşliğinde girildiği sabahı bizzat yaşadığını, iktidar temsilcilerinden muhalefet partilerine, Yargıtay'dan Anayasa Mahkemesi'ne kadar pek çok kurumu ziyaret ederek "yayın politikasına dokunulamaz" uyarısını yaptığını anlattı. Ancak o gün diğer medya patronlarının rakibin tasfiyesini memnuniyetle izlemesiyle "sarı öküzün verildiği" ve bugünkü tablonun zeminini hazırlayan sürecin o tarihte başladığı belirtildi.

Muhalefet partilerinin ve medya organlarının sadece "basın özgürlüğüne darbe vuruldu" şeklindeki soyut tepkilerinin hiçbir hukuki ve pratik sonuç üretmediği eleştirildi. Hukukçuların ve siyasi aktörlerin, kayyımın şirketin içerik ve yayın politikasını değiştiremeyeceği tezi üzerinden Anayasa Mahkemesi ve ilgili yargı mercilerine başvurarak somut bir hak gasbı mücadelesi yürütmesi gerektiği dile getirildi.

Kamuoyunda sıranın Sözcü TV'ye gelip gelmeyeceği yönündeki tartışmalara da açıklık getirildi. Sözcü Grubu'nun sahibi Burak Akbay'ın geçmişte açılan FETÖ davası nedeniyle yurt dışında bulunduğu ancak çalışanlarının yargılanıp beraat ettiği, Burak Akbay hakkında herhangi bir akçeli iş, belediye ihalesi veya kara para aklama soruşturması olmadığı ifade edildi. Grubun gelirini tamamen matbaacılık, gazete ve kitap basımı gibi doğrudan basın sektöründen kazandığı için aynı yöntemin Sözcü grubuna uygulanamayacağı aktarıldı.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun operasyondan birkaç gün önce KRT ekranlarında Halk TV'yi hedef alarak kanalı Ekrem İmamoğlu'nun kontrolünde bir "yalan makinesi" olarak nitelemesinin ardından operasyonun gelmesiyle ortaya çıkan komplo teorilerine de değinildi. Kılıçdaroğlu'nun ifadelerinin aşırı sert ve siyaseten hatalı olduğu kabul edilmekle birlikte, eski CHP genel başkanının böyle bir operasyonla koordineli hareket etmiş olmasının mantık dışı olduğu savunuldu.


🎯 Siyaset Analisti Yorumu

Halk TV operasyonu ve Can Ataklı'nın "kayyım yayın politikasını değiştiremez" tezi, Türk idare ve ceza hukuku normları açısından son derece yerinde bir tespit barındırmaktadır. Ticaret Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu çerçevesinde kayyımın asli görevi, suç konusu iddiaları şirket yönetiminden tecrit ederek tüzel kişiliğin iktisadi ve operasyonel sürekliliğini teminat altına almaktır. Ancak Türkiye'de siyasal iktidarın kayyım mekanizmasını salt adli bir tedbir değil, muhalif kamusal alanı yeniden dizayn etme ve medya mülkiyetini kontrol altına alma aracı olarak kullandığı fiili bir rejim pratiği mevcuttur. Dolayısıyla Ataklı'nın normatif argümanı hukuken kusursuz olmakla birlikte, Türkiye'deki kurumsal yargı pratiği karşısında ciddi bir uygulama direnciyle karşılaşmaya mahkumdur.

Operasyonun biçimsel kurgusu, iktidar blokunun muhalif medyayı doğrudan basın suçu veya Sansür Yasası üzerinden değil; belediye ihaleleri, MASAK raporları ve mali suçlar üzerinden kuşatma stratejisini başarıyla işlettiğini göstermektedir. Doğrudan gazetecileri hedef almayan, patronun mali ve ticari ilişkilerine odaklanan bu model, uluslararası arenada ve yerel kamuoyunda "yargı bağımsızlığı ve yolsuzlukla mücadele" kisvesi altında meşrulaştırılmaktadır. Bu durum, muhalefetin geleneksel "basın özgürlüğü" savunmasını boşa düşürürken, iktidarın muhalif medya organlarını felç etme maliyetini en aza indirmektedir.

Kılıçdaroğlu'nun operasyonun hemen öncesindeki sert çıkışları ve Halk TV'nin İmamoğlu çizgisine angaje yayıncılığı, muhalefet içi çatlakların bu tür adli-siyasi müdahalelere zemin hazırladığını kanıtlamaktadır. Muhalif medya blokunun nesnel gazetecilik zemininden uzaklaşarak parti içi fraksiyon kavgalarının doğrudan tarafı haline gelmesi, toplum nezdinde bu kanallara yönelik sahiplenme refleksini zayıflatmaktadır. İktidar, muhalefetin iç ayrışmalarını ve kendi arasındaki güven bunalımını çok iyi okuyarak, toplumsal tepkinin parçalı ve etkisiz kalacağı en uygun siyasi konjonktürde hamle yapmıştır.

Muhalefet partileri ve bağımsız hukuk çevreleri açısından "bekle-gör" veya sadece sert basın açıklamalarıyla günü geçiştirme dönemi tamamen tükenmiştir. Muhalefetin yapması gereken; kayyım atanan medya organlarında içeriğin dönüştürülmesini açık bir Anayasa ve Mülkiyet Hakkı ihlali olarak kodlayan stratejik davalar zinciri başlatmaktır. Aynı zamanda, patronaj yapısı şeffaf olmayan ve belediye/kamu kaynaklarına bağımlı çalışan alternatif medya modellerinin sürdürülemez olduğu görülmeli; bağımsız medya çalışan kooperatifleri, dijital abonelik ve şeffaf finansman modellerine hızla geçiş yapmalıdır.

Kanal: Can ATAKLI