İstanbul'da Deprem Fırtınası Yaşanıyor! Şener Üşümezsoy Haber Global'de Anlattı! "Faylar Kırıldı"
Haber Global · 2026-08-20
💡 Hızlı Bilgi
1. Marmara Denizi Adalar açıklarında büyüklükleri 0.7 ile 3.1 arasında değişen 117 mikro deprem kaydedildi.
2. Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, meydana gelen yüzü aşkın sarsıntının toplam enerjisinin yalnızca 3.2 büyüklüğünde tek bir depreme denk geldiğini açıkladı.
3. Üşümezsoy, Adalar fayının ölü bir fay olduğunu ve sarsıntıların 17 Ağustos fay hattından yan kollara sapan ikincil genç kırıklarda gerçekleştiğini belirtti.
4. Marmara Denizi'ndeki ana fay segmentlerinin 1894, 1912 ve 1999 yıllarında kırıldığını belirten Üşümezsoy, İstanbul için beklenen 7 ve üzeri büyük deprem potansiyelinin kalmadığını savundu.
📊 Detaylı Açıklama
Marmara Denizi Adalar açıklarında iki gün içerisinde büyüklükleri 0.7 ile 3.1 arasında değişen 100'ün üzerinde (Kandilli Rasathanesi verilerine göre 117) sarsıntı meydana geldi. Kamuoyunda endişe yaratan bu deprem hareketliliğini değerlendiren deprem bilimci Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, bu sarsıntıların toplam etki alanının yaklaşık yüz metrekarelik ufak bir alandaki oynamaya denk geldiğini ve toplamda sadece 3.2 büyüklüğünde bir enerji açığa çıkardığını vurguladı.
Depremlerin gerçekleştiği fay mekanizmasını açıklayan Üşümezsoy, kamuoyunda yaygın kabul gören "Adalar fayı" tezinin aksine Kuzey Anadolu Fayı'nın ana plaka sınırının Yalova-Çınarcık kıyısından geçtiğini belirtti. Marmara çukuru açılırken oluşmuş olan Adalar fayının tıpkı Haliç fayı gibi düşey atımlı ve günümüzde ölü bir fay olduğunu savunan Üşümezsoy, kaydedilen sarsıntıların Adalar ana fayında değil, bu fayı kuzeye doğru kesen ikincil genç faylarda meydana geldiğini ifade etti.
17 Ağustos 1999 depreminde ana fayı taşıyan hattın stresini boşalttığını belirten Üşümezsoy, ana yolda trafiğin tıkanması üzerine araçların yan yollara dağılması benzetmesini yaptı. Ana hatta boşalan gerilimin Çınarcık hattından kuzeye, Sedef Adası ile Dragos arasına uzanan ikincil çatlaklara aktarıldığını ve son mikro depremlerin de tam bu kuzey-güney yönlü ikincil kırıklarda yaşanan rutin enerji boşalmaları olduğunu kaydetti.
Marmara'daki tarihsel deprem döngüsünü detaylandıran Üşümezsoy, 1894 yılında Yalova-Çınarcık kıyısındaki 60 kilometrelik fayın kırıldığını, 1912'de ise Tekirdağ-Marmara Adası hattındaki 60 kilometrelik batı segmentinin enerjisini boşalttığını aktardı. Geriye kalan orta kesimdeki 50 kilometrelik hattın da tek parça olmadığını, Silivri ve Kumburgaz segmentlerinin bağımsız hareket ettiğini ve bu alanlarda da kırılmaların tamamlandığını savundu.
1999 sonrasında öne sürülen "Marmara boydan boya kırılacak, 30 yıl içinde 7.5 - 8 büyüklüğünde deprem olacak" senaryolarının jeolojik gerçeklerle uyuşmadığını yineleyen Üşümezsoy; Avcılar sırtında veya Yeşilköy-Silivri arasında tek parça büyük bir fay hattının bulunmadığını, dolayısıyla İstanbul merkezli yıkıcı bir deprem riskinin kalmadığını öne sürdü.
🎯 Haber Analisti Yorumu
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy'un açıklamaları, mikro deprem fırtınalarının ardından İstanbul kamuoyunda hızla tırmanan panik havasına karşı bilimsel bir antitez sunuyor. Uzun yıllardır ana akım yerbilimcilerin savunduğu "Adalar fayı kırılacak ve 7+ deprem üretecek" modelini bütünüyle reddeden Üşümezsoy, son sarsıntıları ana plaka hareketinden bağımsız, ikincil yırtılmaların olağan sönümlenme süreci olarak konumlandırıyor.
Bu değerlendirme İstanbullular ve piyasalar açısından kısa vadede psikolojik bir rahatlama sağlasa da, yerbilim camiasındaki derin fikir ayrılıklarının sürdüğünü unutmamak gerekir. Fayın parçalı yapısı ve tarihsel kırılma periyotları konusundaki bu görüşler, kentsel dönüşüm ve yapı stoku güvenliği konularındaki tedbirlerin aksatılmasına gerekçe yapılmamalıdır; zira büyüklük tahminleri ne olursa olsun zayıf zemin ve dayanıksız binalar orta ölçekli sarsıntılarda dahi risk barındırmaktadır.
Sonuç olarak, kamuoyunun Adalar açıklarındaki 1-3 büyüklüğündeki mikro hareketlilikleri doğrudan "büyük depremin öncüsü" şeklinde yorumlayarak spekülatif korkuya kapılmaması rasyonel bir yaklaşımdır. Bireysel ve yönetsel ölçekte yapılması gereken, sansasyonel tahminler yerine yapı güvenliği ve afet hazırlık süreçlerine odaklanıp bu tür mikro hareketlilikleri bilimsel birer rutin olarak izlemektir.
Kanal: Haber Global