Husiler Riyad'ı Balistik Füzelerle Vuruyor! Melih Altınok İle Sebep Sonuç - 12.10.2026 | A Haber
A Haber · 2026-10-12
💡 Hızlı Bilgi
1. Husiler, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki Kral Halit Uluslararası Havalimanı'nı ve kenti balistik füzeler ile kamikaze İHA'larla hedef aldı; saldırılarda aralarında sivillerin de bulunduğu can kayıpları yaşanırken uçuşlar 17 Ekim'e kadar askıya alındı.
2. Saldırılar ve boğazlardaki geçiş güvenliği krizleri küresel petrol arzını vurarak Brent petrolün varil fiyatını 107 dolara yükseltti ve Riyad'daki uluslararası enerji toplantısının iptal edilmesine yol açtı.
3. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında hazırlıkları tamamlanan Mekke Savunma Paktı Anlaşması'nın Cumhurbaşkanlığı aşamasından TBMM onay sürecine sevk edileceği açıklandı.
4. Husiler, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ı hedef alacak olası bir darbe ya da halk hareketini destekleyeceklerini duyururken Riyad yönetimi sirenler ve erken uyarı sistemleriyle halkı sığınaklara yönlendirdi.
5. Manisa otoyolunda sapağı kaçırıp geri manevra yapan bir tur otobüsüne tırın çarpması sonucu 11 kişi hayatını kaybetti, 27 kişi yaralandı; firma sahipleri ve şoförler hakkında adli süreç başlatıldı.
📊 Detaylı Açıklama
Husilerin Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da yer alan Kral Halit Uluslararası Havalimanı'na düzenlediği kamikaze İHA ve balistik füze saldırısında Mısırlı, Filistinli, Suriyeli ve Bangladeşli olmak üzere toplam 13 Müslüman sivil hayatını kaybetti. Saldırının ardından havalimanındaki uçuşlar 17 Ekim tarihine kadar durdurulurken, kentte sirenlerin çaldığı ve sivil halkın cep telefonlarına '911' ile '998' acil hatları üzerinden pencerelerden ve köprülerden uzak durarak sığınaklara geçmeleri yönünde erken uyarı bildirimleri iletildiği aktarıldı.
Riyad'da bulunan Anadolu Ajansı Ortadoğu Danışmanı Metin Mutanoğlu canlı yayına bağlanarak, başkent semalarında arka arkaya üç büyük patlama sesinin duyulduğunu, Suudi liderliğindeki koalisyon güçlerinin balistik füzeleri havada imha ettiğini açıkladığını bildirdi. Havalimanı saldırısının ardından güvenlik endişeleri gerekçesiyle uluslararası petrol şirketleri Riyad'daki enerji kongresinden çekilme kararı aldı.
Ortadoğu'daki tırmanış ve stratejik deniz geçiş güzergahlarındaki güvenlik krizi, enerji piyasalarında sert fiyat hareketlerine yol açtı. Brent petrolün varil fiyatı 107 dolar bandına yükselirken, Hürmüz Boğazı ve Babülmendep Boğazı'ndaki abluka tehlikesi küresel tedarik zincirini tıkama noktasına getirdi. Savaştan önce Hürmüz Boğazı'ndan günde ortalama 130 ticari gemi geçerken bu sayının 10'a kadar gerilediği, petrol ihracatında tıkanma yaşayan Irak'ın ve ithalatçı ülkelerin çok ağır ekonomik yük altına girdiği belirtildi.
Ekonomist Prof. Dr. Abdülkadir Develi, ABD iç piyasasında galon başına dizel fiyatının 6,2 dolara ulaştığını ve bu tablonun enflasyon ile faiz politikalarını doğrudan zedelediğini ifade etti. Babülmendep Boğazı'nın dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 10-12'sini, Hürmüz ile birleştiğinde ise küresel petrol akışının yüzde 25'ini kontrol ettiğine dikkat çekildi. ABD Başkanı Donald Trump'ın Vladimir Putin ile dizel arzı için mutabakata vardığı ancak Ukrayna'nın Rus rafinerilerine yönelik saldırıları nedeniyle Rusya'nın rafinaj kapasitesinin yüzde 10-14 oranında düştüğü ve anlaşmanın sahada fiilen sabote edildiği açıklandı.
Gelişmelerin merkezinde yer alan Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki 'Mekke Savunma Paktı'nın Cumhurbaşkanlığı aşamasından TBMM Genel Kurulu'na sevk edilmek üzere olduğu duyuruldu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarına atıfta bulunularak, anlaşmanın bir saldırı değil meşru müdafaa ve ortak savunma paktı olduğu, bölgede üçüncü tarafların nüfuz kurmasını engellemeyi hedeflediği kaydedildi.
Saldırıların zamanlamasına dikkat çeken analistler, Husilerin ve arkalarındaki İran gücünün özellikle Mekke Paktı'nın imzalanması ve kurumsallaşması aşamasında Suudi Arabistan'ı hedef aldığını savundu. Husilerin aynı zamanda Suudi Veliaht Prensi Selman'a yönelik bir saray darbesi veya isyan girişimini destekleyeceklerini açıkça ilan etmelerinin, krallık içindeki Şii nüfusu ve muhalif dinamikleri kışkırtma amacı taşıdığı dile getirildi.
Programda askeri analizler yapan Dr. Kemal Olçar, Husilerin kullandığı taktikleri detaylandırdı. Alçak irtifadan uçarak radarlara yakalanmayan İran yapımı Şahid-136 tipi kamikaze İHA sürülerinin hava savunma sistemlerini meşgul edip şaşırttığını, hemen arkasından 10-15 Mach terminal hıza sahip balistik füzelerin fırlatıldığını belirtti. Suudi Arabistan'ın elindeki Patriot sistemlerinin yüksek maliyetli olması ve bu tip doymuş sürü saldırılarına karşı her zaman yeterli etkinlik sağlayamaması nedeniyle kör noktalara sahip olduğu aktarıldı.
Mete Sohtaoğlu, Suudi Arabistan'ın hava sahasının ardından demir yolları ve limanlarının da Husi ablukası tehdidi altında olduğunu ifade etti. Pakistan ordusunun kutsal toprakları koruma misyonunda son derece ısrarcı olduğunu, hâlihazırda Suudi Arabistan'da 2,2 milyondan fazla Pakistanlı işçinin bulunduğunu ve ülkeye yılda 6 ila 8 milyar dolar işçi dövizi aktığını hatırlatarak Pakistan'ın bu ittifakta doğrudan hayati çıkarları olduğunu vurguladı.
Bülent Erandaş ve Murat Özer, bölgede yaşanan krizlerin arkasında Londra ve Wall Street merkezli küresel sermaye çetelerinin ve silah tekellerinin bulunduğunu öne sürdü. İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Hindistan, Güney Kıbrıs ve Yunanistan ile kurmaya çalıştığı 'altıgen ittifak' eksenine karşı İslam dünyasının en güçlü nükleer ve konvansiyonel ordularına sahip üç ülkesinin (Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan) kurduğu savunma mimarisinin batılı ve bölgesel aktörleri tedirgin ettiği ifade edildi.
Türkiye'nin savunma sanayii kabiliyetlerinin bu ittifakta kilit rol oynayacağı vurgulandı. ASELSAN tarafından geliştirilen 'Çelik Kubbe' çok katmanlı hava savunma projesinin, lazer silahlarının, Korkut, Gürz, Hisar ve Siper sistemlerinin Suudi Arabistan'ın finansmanıyla Körfez'i kapsayacak dev bir hava kalkanına dönüştürülebileceği belirtildi. Ayrıca Somali'den Katar ve Libya'ya kadar uzanan Türk askeri varlığının ve deniz üslerinin jeopolitik dengeleri Türkiye lehine değiştirdiği aktarıldı.
Suriye ve Irak hattındaki son duruma değinilen bölümde, Türkiye'nin sınır ötesi operasyonları ve kararlı diplomasisi sayesinde SDG/YPG'nin devletleşme projesinin çöktüğü ve terör unsurlarının Suriye ordusuna entegre olmak zorunda kaldığı ifade edildi. ABD'nin Suriye ve Irak'taki askeri varlığını kademeli olarak Ürdün, Suudi Arabistan ve Kuveyt gibi güney hatlarına kaydırdığına işaret edildi.
Yayın sonunda Manisa'da meydana gelen ve kamuoyunda infial yaratan otobüs kazası masaya yatırıldı. Otoyolda sapağı kaçırdığı için geri geri giden yolcu otobüsüne arkadan gelen tırın çarpması sonucu 11 kişinin öldüğü, 27 kişinin yaralandığı facianın basit bir 'kaza' değil açıkça 'cinayet' olarak nitelendirilmesi gerektiği savunuldu; ilgili otobüs firmasının lisansının tamamen iptal edilmesi ve şoförlerin en ağır yaptırımlarla cezalandırılması çağrısı yapıldı.
🎯 Haber Analisti Yorumu
Husilerin Riyad'daki Kral Halit Havalimanı'nı doğrudan hedef alması ve ardından petrol altyapılarına yönelik tehditlerini artırması, Yemen krizinin yerel bir iç savaş olmaktan tamamen çıkıp uluslararası bir enerji ve güvenlik şantajına dönüştüğünü tescillemektedir. Riyad'a düşen her füze, Hürmüz ve Babülmendep boğazlarındaki her tıkanma, doğrudan küresel enflasyonu besleyen ve Batı ile Asya arasındaki tedarik dengelerini sarsan birer ekonomik silaha evrilmiştir. Bu hamleler, sahadaki vekil aktörlerin arkasındaki bölgesel aklın, küresel güç dengelerini enerji darboğazı üzerinden köşeye sıkıştırma arzusunu açıkça yansıtmaktadır.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında şekillenen Mekke Savunma Paktı, Ortadoğu'nun güvenlik mimarisinde İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana atılmış en somut ve iddialı bölgesel inisiyatiftir. Türkiye'nin ileri teknolojiye dayalı savunma sanayii ve kurmay tecrübesi, Pakistan'ın nükleer caydırıcılığı ve Suudi Arabistan'ın finansal gücünün tek bir savunma çatısı altında birleşmesi, bölgeyi yıllardır Batı müdahalelerine açık bırakan güvenlik açığını kapatma potansiyeli taşımaktadır. Ancak bu ittifakın kurumsallaşma hızı arttıkça, hem İsrail-Hindistan hattından hem de İran ekseninden gelecek asimetrik sabotajların yoğunlaşması kaçınılmaz bir jeopolitik sonuçtur.
Hava savunma doktrini açısından bakıldığında, Suudi Arabistan'ın karşı karşıya kaldığı tablo modern harbin kurallarının tamamen değiştiğini kanıtlamaktadır. Milyonlarca dolarlık Patriot füzeleriyle alçaktan uçan, radar izi düşük ve sürü halinde gelen ucuz kamikaze İHA'ları durdurmaya çalışmak sürdürülebilir bir askeri ekonomi değildir. Türkiye'nin 'Çelik Kubbe' konsepti, lazer silahları, namlulu hava savunma sistemleri ve elektronik harp kabiliyetleri, Körfez'in bu asimetrik tehdide karşı aradığı yegane maliyet-etkin çözümdür; bu durum Türk savunma sanayii için devasa bir stratejik ihracat kapısı aralamaktadır.
Enerji jeopolitiğinde ise Brent petrolün 107 dolara çıkması, ithalatçı ülkeler açısından yeni bir maliyet şokunun habercisidir. Trump ile Putin arasındaki petrol ve dizel mutabakatının Ukrayna rafineri saldırılarıyla baltalanması, küresel finans elitleri ve enerji tekellerinin yüksek fiyat konjonktüründen beslendiğini göstermektedir. Türkiye gibi net enerji ithalatçısı ülkeler için boğazlardaki tıkanıklık ve petrol fiyatlarındaki bu sert yükseliş, cari açık ve dezenflasyon süreci üzerinde ciddi bir risk baskısı yaratmaktadır.
Sonuç olarak bu tablo karşısında karar alıcılar açısından en rasyonel rota; Mekke Savunma Paktı'nın TBMM onay sürecini polemiklere kurban etmeden hızla tamamlamak, anlaşmayı sahadaki ortak hava savunma ve istihbarat mekanizmalarıyla tahkim etmek ve Karadeniz ile Akdeniz'deki deniz ticaret hatlarının güvenliğini proaktif biçimde korumaktır. Enerji ve güvenlik alanında 'izle-gör' pasifliğinin faturasının çok ağır olacağı bir döneme girilmiştir; Türkiye kendi güvenlik hinterlandını Somali'den Basra Körfezi'ne kadar aktif caydırıcılıkla tahkim etmek mecburiyetindedir.
Kanal: A Haber