Gözler Eylül Enflasyonunda! Sürpriz Veri Gelir Mi? | Ekonomi Masası | 05 Ekim
Nasıl Bir Ekonomi TV · 2026-10-05
💡 Hızlı Bilgi
1. Borsa İstanbul'da fon düzenlemeleri kaynaklı zorunlu tasfiyeler ve likidite sıkışıklığı sürdüğü için hisse senedi tarafında acele alım yapma, bekle.
2. Para piyasası ve serbest yatırım fonlarında yaşanan krizin yarattığı satış dalgasında pozisyon artırma, tasfiye ve ödeme sürecini bekle.
3. TCMB faiz kararı için agresif indirim bekleme; fon çıkışlarının dövize yönelme riski ve petrol belirsizliği nedeniyle ekimde en fazla 1 puanlık temkinli alan öngörülüyor.
4. Döviz cephesinde kurların enflasyonun belirgin şekilde gerisinde kalması ve fon krizinin dolarizasyon eğilimini tetiklemesi nedeniyle TL varlıklarda rehavete kapılma, temkinli duruşu koru.
5. Petrol ve bakır gibi küresel emtialarda jeopolitik gerilimler ve tedarik riskleri yukarı yönlü baskı yarattığından, maliyet enflasyonuna karşı pozisyonları koru.
📊 Detaylı Açıklama
Eylül ayı enflasyon verisi piyasaların ana gündem maddesini oluşturuyor. Geçtiğimiz yılın aynı döneminde gerçekleşen %3,23'lük oran sayesinde baz etkisi bu ay lehte çalışıyor. Piyasa genel beklentisi aylık bazda %2,18 seviyesinde şekillenirken, Talip Aktaş ve Derya Hekim aylık verinin %2 ile %2,5 aralığında (ağırlıklı olarak %2,40 civarında) gerçekleşmesini bekliyor. Aylık oranın %2 civarında kalması halinde yıllık enflasyonun psikolojik eşik olan %30 sınırına veya hemen altına inebileceği belirtiliyor. Ancak 16 aydır %30-%35 bandına sıkışan yıllık enflasyonda asıl sınavın kasım ve aralık aylarında başlayacağı, baz etkisinin zayıflamasıyla birlikte enflasyonun katılık göstereceği vurgulanıyor.
Yatırım fonları ve sermaye piyasalarında 28 Ağustos'ta açıklanan yeni fon rehberi düzenlemesi sonrasında ciddi bir türbülans yaşandığı aktarılıyor. Abdurrahman Yıldırım'ın analizine göre, fiktif işlemlerle şişirilen hisse senetleri ve bu hisseleri içeren fonların faaliyetlerinin durdurulup tasfiye sürecine sokulması borsada sert bir satış zorunluluğu doğurdu. Bu zorunlu tasfiye dalgası sonucunda borsa piyasa değerinde yaklaşık 117 milyar dolarlık bir erime (hisse senetlerinin kabaca üçte biri oranında değer kaybı) meydana geldi. Küçük yatırımcıların mağduriyetini gidermek adına 1 milyon TL'ye kadar olan bakiyelerin kademeli ödenmesi kararı likidite tansiyonunu bir miktar düşürse de borsadaki likidite sıkışıklığı ve güven kaybı sürdüğü için hisse tarafında acele alımdan kaçınılması gerektiği sinyali veriliyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) 20 Ekim'deki Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına yönelik beklentiler karmaşık bir denklem barındırıyor. Doç. Dr. Derya Hekim, Türkiye'de tek bir faiz oranının tüm piyasayı dengelemeye yetmediği bir döneme girildiğine dikkat çekiyor. Fon krizinden çıkan paranın döviz mevduatına kayma eğilimi göstermesi sıkı ve yüksek faizi zorunlu kılarken, işletme sermayesini fonlarda tutan ve likidite arayan reel sektör faiz indirimi talep ediyor. Enflasyon verisi alan açarsa TCMB'nin sembolik olarak 1 puanlık bir indirime gidebileceği, ancak dolarizasyon eğiliminde artış görülmesi ya da petrol piyasasındaki oynaklığın sürmesi halinde faiz indirim alanının tamamen kapanacağı ifade ediliyor.
Dış ticaret dengesinde ihracatın rekor kırmasına rağmen ithalatın da tarihi zirvelerde seyretmesi yapısal bir sorun olarak öne çıkıyor. Haziran 2023'ten bu yana biriken tüketici enflasyonu yaklaşık %170 seviyesine ulaşırken döviz sepetindeki artışın %70 düzeyinde kalması, Türk lirasının reel olarak aşırı değerlenmesine yol açtı. İhracatçıya sağlanan %3'lük döviz dönüşüm desteğinin maliyet baskısını karşılamada yetersiz kaldığı, sanayicinin dış pazarda rekabet edebilmek için maliyet artışını yurt dışına yansıtamadığı, bu zararı telafi etmek için içerideki raf fiyatlarını artırarak iç piyasada enflasyon ürettiği vurgulanıyor.
Enflasyondaki katılığın temelinde maliyet dinamikleri ve özellikle hizmet sektörü yer alıyor. Üretici Fiyat Endeksi'nin (ÜFE) %22'lere geriledikten sonra yeniden %28 bandına sıçraması ve petrol ile bakır gibi küresel emtia fiyatlarının yükselişe geçmesi maliyet kanalından enflasyona taban oluşturuyor. Hizmetler sektöründe iş gücü maliyetleri ve yüksek kira baskısı nedeniyle fiyatlama davranışlarının kırılamadığı, bu durumun para politikası araçlarıyla değil, iş gücü üzerindeki vergi yükünün hafifletilmesi ve kurumsal sosyal konut/lojman projeleri gibi akıllı maliye politikalarıyla çözülebileceği savunuluyor.
Uluslararası arenada Avrupa Birliği'nin güvenlik ve bütçe dönüşümü Türkiye ekonomisi açısından yeni riskler barındırıyor. Zeynep Gürcanlı'nın aktardığına göre, AB'nin önümüzdeki 7 yıllık bütçesinde tarım sübvansiyonlarını kısarak savunma harcamalarını Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın %5'ine çıkarma baskısı, Fransa başta olmak üzere Avrupa genelinde çiftçileri sokağa dökmüş durumda. Merkez siyasetin aşırı sağ karşısında zayıfladığı, hükümetlerin sarsıldığı ve Gümrük Birliği modernizasyonu karşılığında Türkiye'ye AB dış politikasına tam uyum şartının getirilmek istendiği bir konjonktürde, dış talep ve ticaret kanalında belirsizliklerin derinleştiği belirtiliyor.
Jeopolitik cephede ABD-İran hattı, Yemen operasyonları ve ABD seçimleri öncesi hareketlilik yakından izleniyor. Donald Trump'ın olası müdahale ve kara harekatı sinyalleri ile Suudi Arabistan'ın Husilere yönelik operasyon hazırlıkları petrol arz güvenliğini tehdit ediyor. Küresel ölçekte Nouriel Roubini'nin zirvede işaret ettiği kısa vadeli stagflasyon riskleri sürerken, emtia fiyatlarındaki jeopolitik sıçramaların gelişmekte olan piyasalara yönelik fon akımlarını baskıladığı ve Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için ani maliyet şokları yaratabileceği kaydediliyor.
🎯 Finans Uzmanı Yorumu
Yayın boyunca ortaya konan makroekonomik görünüm, piyasalarda yapay bir baz etkisi iyimserliği yaratılmaması gerektiğini çok net biçimde gösteriyor. Yıllık enflasyonun %30 seviyesine yaklaşması psikolojik bir rahatlama sağlasa da, aylık bazda %2'nin altına kalıcı olarak inilememesi ve ÜFE tarafının %28 bandından tekrar yukarı yönelmesi dezenflasyon sürecinin tıkandığını kanıtlıyor. Özellikle hizmet sektöründeki katılık ve reel kurların aşırı değerli kalması nedeniyle sanayicinin maliyetlerini iç piyasaya fatura etmesi, iç talep baskılansa dahi fiyatlama katılığının kırılamadığını teyit ediyor.
Sermaye piyasaları açısından en kritik gelişme, para piyasası ve serbest fonlarda patlak veren krizin Borsa İstanbul üzerinde yarattığı 117 milyar dolarlık tahribattır. Fon rehberi sonrasında zorunlu tasfiyeye giden menkul kıymetlerin yarattığı satış baskısı, borsadaki yapısal likidite açığını gözler önüne sermiştir. Küçük yatırımcıya 1 milyon TL'ye kadar yapılacak ödemeler bir miktar nefes aldırsa da kurumsal güvenin zedelenmesi ve fonlardan çıkan likiditenin dövize kayma ihtimali, hisse senedi piyasasında yeni bir yükseliş trendi için zemin bulunmadığını, aksine düşüş riskinin canlı kaldığını göstermektedir.
TCMB'nin para politikası manevra alanı sanıldığından çok daha dardır. Reel sektörün borç çevirme ve işletme sermayesi ihtiyacı faiz indirimi gerektirirken, fon piyasasından kaçan paranın dövize geçiş yapması ve jeopolitik risklerin tetiklediği petrol fiyat artışları erken bir gevşemenin Türk lirasında ciddi bir dalgalanma yaratacağını işaret ediyor. Bu ikilem karşısında Merkez Bankası'nın en iyi ihtimalle 1 puanlık sembolik bir indirim yapabileceği, ancak risklerin büyümesi durumunda ara toplantılarla tekrar faiz artırma veya sıkı duruşu uzatma refleksini masada tuttuğu unutulmamalıdır.
Mevcut konjonktürde yatırımcı için en rasyonel strateji "bekle ve likiditede kal" yaklaşımıdır. Fon krizinin tasfiye artçıları tamamen sönümlenmeden, Borsa İstanbul'da zorunlu satış baskısı bitmeden ve jeopolitik tansiyonun petrol fiyatlarına etkisi netleşmeden hisse senetlerinde agresif alım yapmak yüksek sermaye kaybı riski taşır. Kurun enflasyon karşısında reel olarak bastırıldığı bu dönemde, maliyet şoklarına açık döviz bağımlı sektörlerden uzak durulmalı, portföylerde savunmacı nakit akışı ve risksiz getiri enstrümanları önceliklendirilmelidir.
⚠️ Bu içerik yatırım tavsiyesi değildir.
Kanal: Nasıl Bir Ekonomi TV