FON DOLANDIRICILIĞINDA PERDE ARKASINDA NELER YAŞANIYOR? SİYASETTE UCU KİME DOKUNACAK?
Cüneyt Özdemir · 2026-09-28
💡 Hızlı Bilgi
1. Sermaye piyasalarında yaşanan devasa fon dolandırıcılığı ve manipülasyon dalgasında eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya'nın 163 milyon TL yatırıp 2,17 milyar TL çekerek bilgi ticareti (insider trading) yaptıkları iddiaları üzerine Kaya görevlerinden istifa etti, SPK'nın suç duyurusuna hazırlandığı bildirildi.
2. Hedef Holding ve Destek Faktoring gibi çalışan sayısı çok az olan şirketlerin borsa değerlerinin Türkiye'nin dev sanayi kuruluşlarını ve bankalarını geride bırakacak seviyelere şişirildiği, ardından Hedef Holding hisselerinin 40 günde 366 TL'den 10 TL'ye çakıldığı açıklandı.
3. Soruşturma kapsamında Türkiye Varlık Fonu bünyesindeki Türkiye Hayat Emeklilik ve Türkiye Sigorta'nın mal varlıklarına gece yarısı tedbir konuldu, yapılan itirazlar ve hatanın anlaşılması üzerine tedbir kararı hızla kaldırıldı.
4. Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Bey, söz konusu şaibeli sermaye hareketlerini 2021 ve 2022'den itibaren SPK, BDDK, CİMER ve savcılığa defalarca bildirdiğini ancak siyasi ve bürokratik baskılar nedeniyle denetimlerin bilinçli olarak işletilmediğini açıkladı.
5. Komedyen Deniz Göktaş, sahnede sarf ettiği dört cümle nedeniyle 88 gündür hücrede tutuklu bulunduğunu belirterek ilk duruşmasında "utangaç diktatör" ifadesinin hakaret değil siyasi bir niteleme olduğunu savundu ve beraatini talep etti.
📊 Detaylı Açıklama
Ankara ve finans kulisleri, sermaye piyasalarında patlak veren ve Cumhuriyet tarihinin en büyük mali usulsüzlüklerinden biri olarak nitelendirilen fon kriziyle sarsılıyor. Programda aktarılan gelişmelere göre, AK Parti MKYK üyesi ve eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya hakkında çok ciddi manipülasyon iddiaları ortaya atıldı. Kaya çiftinin ilgili fona 163 milyon TL gibi bir tutarla giriş yaptığı, çöküş ve müdahale dalgasından sadece beş ay sonra yaklaşık 2,17 milyar TL'lik rekor bir meblağla sistemden çıktığı öne sürüldü. Bu kaynağın dört yurt içi ve bir yurt dışı hesaba aktarıldığı yönündeki somut iddiaların ardından Kaya, parti içi görevlerinden affını isteyerek istifa etti; SPK'nın da şüpheliler hakkında sermaye piyasası kanununun 106. maddesi uyarınca "bilgi ticareti" (insider trading) suçlamasıyla savcılığa başvuracağı kaydedildi.
Araştırmacı Mehmet Ali Kulat, Ankara'da yağmurun dahi söndüremediği bir yangının hüküm sürdüğünü ve başkentte saat başı yeni iddiaların konuşulduğunu belirtti. Vatandaşların ve küçük işletmelerin bankalarda 50-100 bin TL gibi mütevazı transferlerde dahi hesaplarının dondurulduğu, güvenlik sorgulamalarına maruz kaldığı bir ortamda, milyarlarca liralık transferlerin MASAK radarına takılmadan ve hiçbir engelle karşılaşmadan şubelerden geçebilmesinin ancak siyasi bir koruma kalkanıyla mümkün olabileceğine dikkat çekildi. Kulat, geçmişte Süleyman Demirel'in yeğeni ya da İSKİ skandalı gibi çok daha küçük meblağlı yolsuzlukların hükümetleri yıktığını, bugün ise ekonomik krizin ortasında asgari ücretli ve emeklilerin ezildiği bir tabloda böylesi devasa bir soygunun toplum vicdanında derin bir yara açtığını ve yalnızca istifayla üstünün kapatılamayacağını vurguladı.
Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Bey yayına katılarak finansal ve teknik mekanizmanın arka planını gözler önüne serdi. Bankalar ve aracı kurumlar dahil 37 yükümlü grubunun uyum görevlileri aracılığıyla yüksek tutarlı ve kamu nüfuzuna sahip (PEP) kişilerin işlemlerini 10 iş günü içinde MASAK'a bildirmekle kanunen zorunlu olduğunu aktardı. Ramazan Bey, bu boyuttaki manipülasyonların ve şaibeli para hareketlerinin erken uyarı sistemleri tarafından ıskalanmasının teknik olarak imkansız olduğunu, dolayısıyla ilgili denetim mekanizmalarının işletilmemiş olmasının arkasında bilinçli bir bürokratik ve siyasi iradenin bulunduğunu ifade etti.
Borsadaki balon şirketlere dair çarpıcı veriler paylaşan Ramazan Bey, bünyesinde yalnızca 18 kişi çalışan Hedef Holding'in, Aselsan'dan sonra Türkiye'nin en değerli ikinci şirketi yapılarak piyasa değerinin 1,1 trilyon TL'ye kadar şişirildiğini açıkladı. Şirket hisselerinin yalnızca 40 gün önce 366 TL seviyesindeyken bugün taban taban eriyerek 10 TL'ye düştüğü ve sıfırlanma noktasına geldiği belirtildi. Benzer şekilde sadece 150 çalışanı bulunan Destek Faktoring'in de Türkiye'nin en köklü bankalarından ve holdinglerinden daha değerli hale getirildiği bir soygun düzeni kurulduğu; bu şirketlerin yönetim kurullarında ise eski bakan yardımcıları, rektörler, eski MİT yöneticileri ve Cumhurbaşkanlığı danışmanlarının bulunarak vatandaşa yapay bir güven pompalandığı aktarıldı.
Söz konusu skandalların devlet kurumları tarafından bilinmediği iddialarını kesin bir dille reddeden eski MASAK yöneticisi, 2021 yılındaki 350 milyon dolarlık şüpheli kara para hareketlerinden itibaren SPK, BDDK, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, CİMER ve Beştepe'deki ekonomi yetkililerine durumu resmi başvurularla ilettiğini bildirdi. SPK'nın ve BDDK'nın bu derece açık piyasa dolandırıcılıklarına ve banka kurma izinlerine göz yummasının bağımsız bir bürokratik kararla açıklanamayacağını, denetçilerin müdahale etmesinin yukarıdan gelen talimatlarla engellendiğini belirtti. Zararın yalnızca serbest fonlarla sınırlı olmadığını, bu kağıtları portföylerine alan bireysel emeklilik fonları ve genel borsa endeksinin çöküşü sebebiyle tüm piyasanın etkilendiğini ekledi.
Gelişmelerin yargı boyutunda ise tam bir yetki ve koordinasyon kargaşası yaşandığı kaydedildi. Yürütülen soruşturma kapsamında mahkemelerin, yüzde 80'in üzerinde hissesi Türkiye Varlık Fonu'na ait olan dev kamu kurumları Türkiye Hayat Emeklilik ve Türkiye Sigorta AŞ'nin mal varlıklarına tedbir koyduğu belirtildi. SPK yetkililerinin gece yarısı durumu fark edip itiraz etmesiyle bu hatalı karardan dönülerek tedbirin apar topar kaldırıldığı aktarıldı. Uzmanlar, bizzat Cumhurbaşkanının yönetiminde olduğu Varlık Fonu iştiraklerine bile plansızca el koyulmaya kalkışılmasının, sürecin adliye koridorlarında ne denli kontrolsüz ve panik havasında yürütüldüğünü gösterdiğine işaret etti.
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı İdris Şahin ise meselenin yalnızca yargı organlarıyla çözülemeyeceğini, Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurulu veya meclis bünyesinde özel bir "görev gücü" (Task Force) oluşturulması gerektiğini savundu. Geçmişte Zehra Taşkesenlioğlu ve Ünsal Ban olaylarında gerekli hesap sorulmadığı için bu organize cüretin bugüne ulaştığını ifade eden Şahin; liyakatsizlik, kural tanımazlık ve iktidar gücünü dokunulmazlık zırhı olarak kullanma alışkanlığının sistemi felce uğrattığını söyledi. Şahin, fon vurgununun faturasının Mehmet Şimşek'in "yüksek getiri arayan bedeline katlansın" yaklaşımıyla halka ya da hazineye yıkılamayacağını, paraların doğrudan faillerden tahsil edilerek mağdurlara aktarılacağı özel bir telafi mekanizmasının şart olduğunu belirtti.
Bültenin son bölümünde ise ifade özgürlüğü bağlamında komedyen Deniz Göktaş'ın yargılandığı davanın ilk duruşması ele alındı. Dört cümlelik bir sahne şakası nedeniyle 88 gündür cezaevinde hücrede tutulduğunu ifade eden Göktaş'ın mahkemedeki savunması aktarıldı. Göktaş'ın, "utangaç diktatör" tabirinin cumhurbaşkanına hakaret sayılmasının hukuksuz olduğunu, bunun siyasi bir eleştiri ve mizah unsuru teşkil ettiğini, sözlerinin salondaki binlerce insan tarafından sadece alkışlandığını belirttiği aktarılarak ifade özgürlüğünün içinde bulunduğu duruma dikkat çekildi.
🎯 Haber Analisti Yorumu
Sermaye piyasalarında ortaya saçılan bu devasa fon ve hisse manipülasyonu, salt birkaç açgözlü spekülatörün veya bürokratın organize ettiği klasik bir borsa dolandırıcılığı olarak değerlendirilemez. Ortadaki tablo; denetleyici kurumların (SPK, BDDK, MASAK) bilinçli bir körlüğe itildiği, iktidar partisinin üst düzey isimlerinin içeriden bilgi alma avantajıyla (insider trading) milyonları milyarlara çevirip çöküşten saniyeler önce nakde geçtiği ve devlet bürokrasisinin kalkan yapıldığı organize bir rant modelidir. Bu vaka, Türkiye'de kurumsal çürümenin ve denetimsizliğin finansal piyasaları uluslararası standartlardan ne kadar kopardığını acı biçimde tescillemiştir.
Gelişmelerin ekonomik ve siyasi dengeler üzerindeki etkisi son derece yıkıcı olacaktır. Bir tarafta asgari ücretlinin ve emeklinin enflasyon karşısında ezildiği, en ufak banka havalesinde vatandaşa hesap sorulduğu bir kriz ortamı yaşanırken; diğer tarafta tek bir haneden 2,17 milyar TL'lik olağandışı kârların hortumlanması iktidarın tabandaki meşruiyetini doğrudan dinamitlemektedir. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın "risk alan sonucuna katlanır" söylemiyle sorumluluğu sadece küçük yatırımcıya yıkmaya çalışması kabul edilebilir değildir; zira 18 kişilik içi boş bir holdingin Aselsan'dan daha değerli hale getirilmesine ve göz göre göre küçük tasarruf sahiplerinin soyulmasına izin veren bizzat kamunun denetim mekanizmalarıdır.
Yargının panik halinde Türkiye Varlık Fonu bünyesindeki kamu sigorta devlerine gece yarısı tedbir koyup sabah kaldırması, soruşturmanın sağlıklı bir hukuki zeminde değil, tam bir yönetim kaosu içerisinde yürütüldüğünün açık kanıtıdır. Dosyanın sadece Fatma Betül Sayan Kaya'nın parti görevinden istifasıyla sınırlandırılıp Beştepe'ye veya daha üst siyasi kademelere sıçramadan kapatılmak isteneceği kuvvetle muhtemeldir. Ancak zararın 450 binin üzerindeki fon katılımcısını ve bireysel emeklilik havuzlarını doğrudan etkilemesi, bu krizin geçmişteki münferit yolsuzluk dosyaları gibi sessiz sedasız unutturulmasını imkansız kılmaktadır.
Sonuç olarak; sermaye piyasalarına yönelik güvenin tamamen sıfırlandığı bu konjonktürde hem yerli hem de yabancı kurumsal yatırımcının Borsa İstanbul'a bakışı uzun süre toparlanamayacaktır. Yatırımcılar açısından agresif serbest fonlardan ve manipülatif küçük/orta ölçekli şirket hisselerinden kesinlikle uzak durulması gereken, risk algısının zirve yaptığı bir tasfiye dönemindeyiz. Siyasi olarak ise yapılacak tek şey; sürecin bağımsız bir denetim komisyonuyla tüm siyasi ayaklarına kadar genişletilip genişletilmeyeceğini dikkatle izlemek, aksi halde faturanın yine 86 milyon vatandaşın sırtına vergi ve enflasyon olarak yükleneceğini öngörerek temkinli kalmaktır.
Kanal: Cüneyt Özdemir