Amiral Cihat Yaycı uyardı: İran’ı ne bekliyor?
GZT · 2026-10-02
💡 Hızlı Bilgi
1. ABD Başkanı Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, New York'taki BM toplantısında bir araya gelerek stratejik istikrar, ticaret ve bölgesel meseleleri içeren 8 maddelik ortak bir mutabakat açıkladı.
2. Amiral Cihat Yaycı, ABD ve Çin'in birbirine düşman değil rakip olduğunu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri olarak küresel düzeni birlikte yönettiklerini ve doğrudan çatışmayıp vekiller üzerinden mücadele ettiklerini belirtti.
3. Mutabakat metninde İran'ın nükleer silah edinmemesi konusunda uzlaşı sağlanırken, İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçiş ücreti alma girişiminin uluslararası hukuk açısından geçersiz ve hukuka aykırı olduğu vurgulandı.
4. İki ülke arasında gümrük tarifelerinin indirilmesi ve ticaret kurulu kurulması kararlaştırılırken, olası krizleri ve çatışmaları önlemek amacıyla askeri iletişim kanallarının açık tutulmasına yönelik ek bir mutabakat zaptı imzalandı.
5. Yapay zeka tehdidine karşı ortak hareket etme ve iletişim kanallarını koruma kararı alınırken, Yaycı bu teknolojinin dezenformasyon ve kriz yaratma potansiyeline karşı 2020 yılından beri uyarılarda bulunduğunu hatırlattı.
📊 Detaylı Açıklama
Amiral Cihat Yaycı, GZT ekranlarında yaptığı harita destekli analizde, ABD Başkanı Trump ile Çin lideri Xi Jinping'in Birleşmiş Milletler vesilesiyle New York'ta gerçekleştirdiği zirveyi ve bu zirve sonucunda yayımlanan 8 maddelik ortak açıklamayı detaylı bir şekilde masaya yatırdı. Yaycı, bu iki ülkenin dünya ekonomisine ve askeri gücüne hakim olduğunu, BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi olarak küresel sistemi birlikte şekillendirdiğini ifade etti.
ABD ve Çin arasındaki ilişkinin "düşmanlık" değil "rekabet" temelinde şekillendiğini belirten Yaycı, bu büyük güçlerin asla doğrudan karşı karşıya gelmediğini, bunun yerine vekil devletler ve çevre çatışmalar üzerinden etki mücadelesi yürüttüğünü vurguladı. BM yapısının bu beş ülkenin tekelinde olduğunu ve diğer üyelerin kararlar üzerinde bağlayıcı bir gücünün bulunmadığını belirten Yaycı, küresel düzenin bu aktörler tarafından ortaklaşa korunduğunu dile getirdi.
Açıklamanın üçüncü maddesinde yer alan İran'ın nükleer silah edinmemesi konusuna değinen Yaycı, Çin ve Rusya'nın perdenin önünde İran'ı destekler gibi görünse de kritik BM kararlarında ve küresel dengelerde ABD ile ortak hareket ettiğini belirtti. Çin'in İran'dan petrol ithalatını daha önce azaltmış olmasının ve enerji kaynaklarını çeşitlendirerek ABD ile hidrokarbon ticaretinde mutabakata varmasının bu stratejik uyumun somut bir göstergesi olduğu ifade edildi.
İran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçiş ücreti alma ve boğazı ücretlendirme taleplerini hukuki açıdan değerlendiren Yaycı, bu talebin tamamen yersiz ve uluslararası deniz hukukuna aykırı olduğunu vurguladı. Hürmüz Boğazı'nın İstanbul ve Çanakkale Boğazları gibi iç denizleri bağlayan milli sular olmadığını, genişliği itibarıyla uluslararası transit geçiş rejimine tabi açık deniz geçişi olduğunu belirterek, İran'ın bu talebinin haydutlukla eşdeğer olduğunu ifade etti.
Mutabakatın beşinci maddesinde I. Dünya Savaşı ortaklığına vurgu yapıldığını belirten Yaycı, bu durumun iki devletin köklü sistem ortaklığını teyit ettiğini söyledi. Altıncı maddede yer alan ticaret kurulu kurulması ve gümrük tarifelerinin indirilmesi kararlarının, iki ülkenin ekonomik kapışma sonrasında ortak menfaatleri koruma arayışının bir ürünü olduğu, ancak bu tarifelerin indirilmesi için belirlenen kısa sürelerin dolmasıyla rekabetin yeniden alevlenebileceği ifade edildi.
Uyuşturucuyla mücadeleyi içeren yedinci maddenin ABD'deki kongre ve senato seçimlerine yönelik bir iç politika hamlesi olduğunu belirten Yaycı, bu konunun ileride Küba gibi ülkelere yönelik olası müdahalelerde bir argüman olarak kullanılabileceğine dikkat çekti. Sekizinci maddede yer alan yapay zeka diyaloğu ve kriz iletişim kanallarının açılması meselesinin ise muazzam bir teknolojik tehdit barındırdığını, dezenformasyon ve sahte savaş görüntüleri üretme riskine karşı 2020 yılından beri uyarılarda bulunduğunu yineledi.
Sekiz maddelik bildirinin yanı sıra iki ülke orduları arasında kriz iletişimi ve çatışmayı önleme konusunda ayrı bir mutabakat zaptı imzalandığını belirten Yaycı, bu mekanizmanın özellikle Tayvan ve Güney Çin Denizi gibi hassas bölgelerde istenmeyen kazaların ve çatışmaların önlenmesi açısından hayati önem taşıdığını söyledi. Çin'in askeri gücünü hızla artırmasına rağmen doğrudan saldırgan bir politika izlemek yerine ekonomik hakimiyet kurmayı tercih ettiğini, Afrika ve diğer bölgelerde de bu stratejiyi uyguladığını sözlerine ekledi.
🎯 Haber Analisti Yorumu
Amiral Cihat Yaycı'nın analizleri, uluslararası ilişkilerdeki "perde arkası" gerçekleri gözler önüne sererken, süper güçler arasındaki rekabetin sınırlarını ve doğasını net bir şekilde yargılamaktadır. ABD ve Çin'in birbirini yok etme amacı güden düşmanlar değil, küresel sistemi paylaşan ve kuralları birlikte koyan rasyonel rakipler olduğu tespiti, uluslararası politikanın realist teorisiyle birebir örtüşmektedir. Bu bağlamda, kamuoyunda pompalanan mutlak çatışma senaryolarının birer manipülasyondan ibaret olduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır.
Gelişmelerin olası sonuçları, iki devletin ekonomik ve teknolojik alanlarda anlaşırken, jeopolitik vekalet savaşlarını üçüncü ülkelerin coğrafyasında yürütmeye devam edeceğini göstermektedir. İran örneğinde görüldüğü üzere, büyük güçlerin çıkarları örtüştüğünde yerel aktörlerin yalnız bırakılması kaçınılmaz bir sondur. Bu durum, özellikle dış politika ve güvenlik stratejilerini büyük güçlerin rüzgarına göre şekillendiren orta ve küçük ölçekli devletler için büyük bir jeopolitik risk barındırmaktadır; vekil konumuna düşen ülkelerin ekonomik ve fiziki yıkımla karşı karşıya kalması kaçınılmaz bir sonuçtur.
Tayvan boğazı, Güney Çin Denizi ve nadir elementler gibi alanlarda imzalanan mutabakat zaptları ve kriz iletişim kanalları anlık çatışmaları önlesede, bu durum kalıcı bir barışın tesis edildiği anlamına gelmemektedir. Ticari tarifelerdeki geçici sürelerin dolması ve çip ile yonga teknolojilerindeki tedarik zinciri savaşları, önümüzdeki dönemde ekonomik şokların ve ticaret savaşlarının yeniden tetikleneceğinin sınırlarını çizen en net risk faktörleridir. Teknoloji ve yapay zeka alanındaki işbirliği söylemleri ise bir yandan küresel denetimi sağlama, diğer yandan ise olası krizlerde dezenformasyon kontrolünü elden bırakmama stratejisinin bir parçasıdır.
Sonuç olarak; izleyiciler ve karar alıcılar açısından bu analizden çıkarılması gereken en temel ders, hiçbir büyük devletin ideolojik söylemlerle hareket etmediği, tamamen rasyonel çıkarlar ekseninde uzlaştığı gerçeğidir. Türkiye gibi stratejik konumdaki ülkelerin, süper güçlerin rekabet alanlarında vekili olmaktan kaçınması, kendi milli güç unsurlarını tahkim etmesi ve dış politikasını tamamen bağımsız bir akılla yürütmesi hayati bir zorunluluktur. Günlük krizlere ve spekülasyonlara takılmadan, küresel sistemin bu pragmatik işleyişini doğru okumak ve adımları buna göre planlamak gerekmektedir.
Kanal: GZT