BÜYÜK KAPIŞMA! HER ŞEY BÖYLE BAŞLADI!
Abdullah Çiftçi · 2026-10-04
💡 Hızlı Bilgi
1. 7 Ekim Aksa Tufanı, Ortadoğu'daki tüm dengeleri ve Amerikan merkezli eski düzeni alt üst ederek sistemi kökten çözerken, bölgenin Mihenk taşını yerinden oynatmıştır.
2. Yanlış bilinen: 7 Ekim operasyonu ve sonrasındaki gelişmeler, İsrail'e yönelik onlarca yıllık "mağdur ve demokrat" algısını yıkmış, uluslararası alanda Hitler dönemi benzetmelerine ve İsrail/Siyonizm karşıtı küresel protestolara yol açmıştır.
3. Hindistan, Ortadoğu, Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) ve İbrani Anlaşmaları, Hamas'ın hamlesi ve bölgesel dirençler nedeniyle ağır darbe alarak planlanan rotasından sapmıştır.
4. Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasındaki gerilimde Trump "zor veya kolay yol" ikilemini masada tutarken, İran ekonomik ablukaya rağmen geri adım atmayarak ek hususları Washington'a iletmiştir.
5. Yemen'deki Husiler, İran'ın vekili olmaktan öte kendi bölgesel ajandalarıyla hareket ederek Aramco tesislerini ve Suudi Arabistan'ı hedef almış, Kızıldeniz-Babülmendep hattındaki stratejik güç mücadelesini tırmandırmıştır.
📊 Detaylı Açıklama
Her şeyin başlangıç noktası olan 7 Ekim Aksa Tufanı, Ortadoğu'nun siyasi ve jeopolitik mihenk taşını yerinden oynatmış, onlarca yıldır kurulan Amerikan merkezli düzenin sonunu getirmiştir. Hamas'ın hamlesi, sadece bölgesel bir çatışma olmaktan çıkıp küresel güç dengelerini sarsmış; Ukrayna savaşının etkilerini Ortadoğu'ya taşımış ve enerji koridorlarından ticaret yollarına kadar her kalemi yeniden masaya yatırmıştır. Bu tarihten sonra bölgedeki tüm aktörler pozisyonlarını güncellemek zorunda kalmıştır.
7 Ekim sonrasında en büyük kırılmalardan biri Batı kamuoyunda ve küresel algıda yaşanmıştır. Dünyada uzun süre entelektüel, demokrat ve mağdur bir siyonist imajı pompalanırken, Gazze'deki operasyonlar ve yıkımlar bu algıyı tersine çevirmiştir. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kararları, ABD'deki siyonist örgütlerin sorgulanması, Siyonizm aleyhtarı gösteriler ve Ortodoks Yahudilerin "Biz siyonist değiliz" çıkışları, İsrail'in uluslararası meşruiyet zeminini sarsmıştır.
Joe Biden döneminde G20'de duyurulan Hindistan, Ortadoğu, Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesi, İsrail'i Avrupa'ya bağlayan bir hat olarak tasarlanmıştı ancak 7 Ekim bu projeyi sekteye uğrattı. Benzer şekilde, Suudi Arabistan'ın dahil edilmesi planlanan İbrani Anlaşmaları Hamas'ın hamlesiyle dağıldı; Sudan ve diğer bazı ülkeler süreçten geri çekilirken, Kazakistan gibi ülkeler iki devletli çözümü savunarak yeni bir denge arayışına girdi.
ABD ile İran arasındaki gerilim, Trump'ın "zor veya kolay yoldan anlaşacağız" açıklamaları ve Devrim Muhafızları'nın tutumuyla belirsizliğini korumaktadır. İran'ın ekonomik şartları her geçen gün ağırlaşırken ve Amerikan ablukası sürerken, Tahran yönetimi tekliflere ek hususlarla yanıt vermiştir. Trump'ın seçim sonrası İran'a yönelik sert hamleler yapabileceği beklentisi Washington medyasında sıkça işlenmektedir.
Husiler, İran'ın basit bir vekil gücü olmadığını, kendi yerel ve bölgesel ajandalarına sahip olduklarını kanıtlamıştır. Yemen'de iktidar mücadelesi veren Husiler, Suudi Arabistan'ı ve Aramco tesislerini hedef alarak Kızıldeniz, Basra Körfezi ve Süveyş Kanalı hattındaki küresel ticaret güvenliğini doğrudan tehdit eden kilit bir aktör haline gelmiştir.
Afrika Boynuzu'nda Etiyopya'nın Rönesans Barajı nedeniyle Mısır ve Sudan'la ilişkilerini kesmesi, Tigray bölgesi çatışmaları ve Eritre sınırındaki gerilimler, kıtanın stratejik su ve liman yollarını karıştırmıştır. Somaliland ve Puntland gibi yerel dinamiklerin yanı sıra Çin'in Pakistan ekonomik koridoru ve Belucistan'daki güvenlik sorunları, Asya'dan Akdeniz'e uzanan hatlardaki çatışma alanlarını genişletmiştir.
Avrupa'da paranın azalması ve sosyal devletin zayıflamasıyla birlikte sokak hareketleri, Fransa'daki öğrenci protestolarıyla kendini göstermiştir. Ağır ders programları, soğuk sınıflar ve yetersiz eğitim bütçeleri nedeniyle sokaklara dökülen gençler, aşırı sol partiler tarafından mobilize edilirken, bu durum Fransa'da aşırı sağın oy oranlarını artırmış ve Avrupa genelinde benzer ekonomik krizlerin tetikleyicisi olmuştur.
Küresel enerji krizleri ve yakıt problemleri bu kışı Avrupa ve dünya için zorlaştırmaktadır. Zelenski'nin Rus rafinerilerini hedef alması, Rusya'nın Kiev köprülerini ve altyapısını bombalaması, Çin'in dizel ihracatını durdurması ve G7'nin stratejik rezervleri devreye sokması petroldeki arz sıkıntısını gözler önüne sermiştir. Bu süreçte Türkiye, Sudan, Somali ve Libya eksenli hamlelerle deniz yetki ve güvenlik alanlarını korumaya çalışmaktadır.
Türkiye'nin uzun vadeli vizyonu olan Türk Devletler Teşkilatı entegrasyonu ve İslam dünyasıyla iş birliği, Mekke Savunma Anlaşması (Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan) gibi adımlarla somutlaşmaktadır. İslam dünyasının reel analiz yeteneğini geliştirmesi, sivil toplum kuruluşlarının ve ortak stratejik düşünce merkezlerinin artırılması gerektiği vurgulanırken, Türkiye içindeki arınma ve rüşvet operasyonlarının devletin direncini artıracak hayati bir temizlik süreci olduğu belirtilmektedir.
🎯 Tarih Uzmanı Yorumu
Abdullah Çiftçi'nin sunduğu bu değerlendirme, 7 Ekim 2023 miladının sadece yerel bir çatışma olmadığını, iki kutuplu soğuk savaş sonrasındaki tek kutuplu Amerikan küresel düzeninin ölüm fermanı olduğunu net bir tarihsel tezle ortaya koymaktadır. Transkriptteki veriler, IMEC koridorundan İbrani Anlaşmaları'na kadar Batı'nın onlarca yıllık jeopolitik mimarisinin bu tek olayla nasıl çöktüğünü, tarihin akışının yeniden Doğu'ya ve çok kutuplu yapılara evrildiğini doğrulamaktadır.
Tarihsel süreklilik açısından bakıldığında, coğrafyamızın Osmanlı'nın çekilişinden bu yana maruz kaldığı yapay sınırların ve Batı merkezli dizayn çabalarının artık sürdürülemez olduğu, Mekke Savunma Anlaşması ve Türk Devletler Teşkilatı gibi alternatif güvenlik mimarileriyle aşılmaya çalışıldığı görülmektedir. Ancak transkriptte de altı çizildiği üzere, bu coğrafi ve kültürel havzanın kaderini tayin etmesi yalnızca duygusal hamasetle değil, profesyonel reel-politik analizler ve kurumsal kadroların inşasıyla mümkündür.
Bu süreçteki en büyük risk, İslam dünyasının ve gelişmekte olan ülkelerin içlerindeki kronik yönetim zaafları, liyakatsizlikler ve istihbarat/güvenlik zafiyetleridir. Türkiye'nin içerde yürüttüğü arınma ve çete operasyonları, dışarıdaki bu büyük jeopolitik fırtınaya karşı dayanıklı olabilmek adına kaçınılmaz birer bağışıklık kazanma sürecidir; bu iç direnç sağlanamadığı takdirde dışarıdaki hiçbir ittifak kalıcı bir koruma sağlayamayacaktır.
Sonuç olarak, izleyici ve karar alıcılar bu tür küresel analizleri günlük spekülasyonlar olarak değil, uzun vadeli bir medeniyet ve ticaret koridorları mücadelesi olarak okumalıdır. İzle-geç yaklaşımı yerine, Türkiye'nin diasporasını, sivil toplum kuruluşlarını ve stratejik düşünce merkezlerini küresel ölçekte aktive etmesi gerektiği gerçeği, geleceğin dünyasında var olmanın temel şartı olarak not edilmelidir.
Kanal: Abdullah Çiftçi