Amiral Cihat Yaycı’ya göre: Babülmendep tuzağını Somali’de bozduk
GZT · 2026-07-29
💡 Hızlı Bilgi
1. Husilerin Kızıldeniz'deki gemi geçişlerine yönelik saldırıları nedeniyle Babülmendep Boğazı'ndan günlük ortalama gemi geçişi yüzde 50 oranında azaldı.
2. Kızıldeniz güzergahındaki güvenlik riskleri yüzünden ticaret gemilerinin Ümit Burnu'na yönelmesiyle nakliye süreleri 29 güne kadar uzadı ve tanker başına maliyetler 2,5 milyon dolar arttı.
3. Amerika Birleşik Devletleri ve Suudi Arabistan arasındaki stratejik yakınlaşma ve ortak savunma anlaşması resmileşme sürecine girdi.
4. Türkiye, Somali'de kurduğu askeri, idari ve ticari varlık sayesinde Afrika Boynuzu ve Babülmendep bölgesindeki uluslararası denklemde kritik bir aktör haline geldi.
5. ABD'nin Asya-Doğu ekonomilerini baskılamak ve Körfez ülkelerine silah satışını artırmak amacıyla bölgedeki güvenlik krizlerini stratejik bir gerekçe olarak kullandığı açıklandı.
📊 Detaylı Açıklama
Babülmendep Boğazı, yaklaşık 35 kilometre genişliğinde, Yemen, Somali ve Cibuti ile çevrelenmiş son derece kritik bir deniz geçididir. Bölgede Kuzey ve Güney Yemen ayrışması yaşanırken, boğaza yakın stratejik noktaları İran destekli Şii eğilimli milis grubu olan Husiler kontrol etmektedir. Husiler, boğazı fiziki bir bariyerle değil; süratli botlar, kıyı füzeleri ve omuzdan atılan silahlarla geçen gemilere ateş açarak fiilen geçişe kapatmaktadır.
ABD ve Batılı güçlerin bölgedeki askeri varlığı tesadüfi bir gelişme değildir. Geçmişte Somali korsanlığıyla mücadele adı altında yıllık maliyeti 1 milyar doları bulmayan bir tehdit gerekçe gösterilerek 15 milyar doları aşan askeri harcamalar yapılmıştır. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Çin ve Hindistan gibi ülkeler bölgeye donanma gönderirken; ABD bu vesileyle Bahreyn'deki 5. Filo'yu güçlendirmiş, Cibuti, Somaliland ve Suudi Arabistan'da kalıcı askeri üsler ve mevziler elde etmiştir.
Dünyadaki küresel ticaretin ve enerji naklinin kalbi bu bölgeden geçmektedir. Dünya petrolünün yüzde 20'si Hürmüz Boğazı'ndan geçmekte, bunun yüzde 10'u Babülmendep ve Süveyş hattı üzerinden Batı'ya ilerlemektedir. Dünya deniz taşımacılığının yaklaşık yüzde 25'i, Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin ise yüzde 40'ı bu kısa deniz yolu üzerinden gerçekleştirilmektedir.
Suudi Arabistan, boğazlardaki tıkanıklığı ve krizleri öngörerek Doğu-Batı Yanbu boru hattını inşa etmiş, petrolü Kızıldeniz üzerinden Mısır'daki SUMED hattına ve Sidi Kerir'e ulaştırmayı hedeflemiştir. Ancak günlük 7 milyon varil kapasiteli bu hatta yaşanan lojistik sınırlamalar, tankerlerin su derinliği nedeniyle tam kapasite yüklenememesi ve deniz yolu riskleri nedeniyle akış 2,5 milyon varil seviyelerine kadar düşmektedir.
Kızıldeniz'deki kriz sebebiyle gemilerin Afrika'nın güneyindeki Ümit Burnu'nu dolaşmayı tercih etmesi, deniz trafiğinde devasa kaymalara yol açmıştır. Ümit Burnu rotasını kullanan gemi sayısı bir önceki yıla göre yüzde 89 artmıştır. Bu durum gemilerin rotasını yüzde 40 uzatmakta, maliyetleri yüzde 20 artırmakta, navlun ve saatlik sigorta bedellerini fırlatmakta ve Yanbu'dan çıkan bir ürünün Tayvan gibi Doğu pazarlarına ulaşmasında 29 günlük net gecikmeye neden olmaktadır.
Yanan ve uzayan rotalar Doğu pazarının ürün maliyetlerini artırırken Batı pazarının rekabet gücünü yükseltmektedir. Bu süreçte ABD ekonomisi ciddi bir hareketlilik kazanmıştır. ABD, envanter dışına çıkarılması gereken demode mühimmatları bölgede kullanmakta ve bu silahların bedelini Suudi Arabistan, Katar, BAE, Bahreyn ve Umman gibi Körfez ülkelerinin bütçelerinden tahsil etmektedir. Savunma sanayisindeki yoğun üretim baskısı ABD ekonomisini beslemektedir.
ABD ve Suudi Arabistan arasında varılan savunma ve ittifak anlaşmaları, Suudi Arabistan'ın kapılarını tamamen ABD askeri gücüne açması anlamına gelmektedir. Bu süreç Suudi Arabistan'ı İsrail ile İbrahim Anlaşmaları'nı imzalamaya doğru sürüklemektedir. ABD ve İsrail'in bölgedeki askeri varlıklarını meşrulaştırması için Husilerin ve İran tehdidinin kontrollü bir şekilde varlığını sürdürmesi stratejik bir tercih olarak öne çıkmaktadır.
Bölgedeki çatışma ortamına rağmen Türkiye, Somali'de yürüttüğü stratejik hamleler sayesinde küresel denklemde avantajlı bir konuma yükselmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Somali'deki varlığı, Somali ordusuna verilen eğitimler, Türk firmalarının liman, havaalanı ve hastane işletmeciliği üstlenmesi Türkiye'yi Afrika Boynuzu ve Babülmendep çevresinde kurulacak her türlü uluslararası ittifak ve güvenlik mimarisinde vazgeçilmez bir aktör yapmıştır.
ABD, İran'ı çevreleme stratejisinin yanı sıra Pakistan'ın Belucistan bölgesinde ve Keşmir sınırında yeni kriz alanları kaşımaktadır. Belucistan bölgesinde görünüm, kıyafet ve örgütlenme modeli açısından PKK'ya birebir benzeyen yeni militan yapılar kurulmaktadır. Bu hamleyle hem İran sınır hattından kıskaca alınmakta hem de İslam dünyasının tek nükleer gücü olan Pakistan'ın iç güvenliği hedef alınmaktadır.
🎯 Haber Analisti Yorumu
Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz ekseninde tırmanan gerilim, yüzeysel bir milis çatışması veya bölgesel bir güvenlik krizinin çok ötesindedir. Yaşananlar, Batı bloğunun Asya yükselişine karşı küresel tedarik zincirlerini ve navlun maliyetlerini regüle etme stratejisinin bir parçasıdır. Husilerin askeri eylemleri, ironik bir şekilde ABD'nin bölgedeki askeri hegemonyasını pekiştirmesine, Körfez ülkelerini kendisine savunma açısından bağımlı kılmasına ve Amerikan savunma sanayi için devasa bir pazar yaratılmasına imkan tanımaktadır.
Ticaret gemilerinin Ümit Burnu'na yönelmesiyle ortaya çıkan 29 günlük gecikmeler ve tanker başına 2,5 milyon doları bulan ek maliyetler, doğrudan küresel enflasyon baskısını artıracaktır. Dünya petrol arzındaki yüzde 25'e varan erişim sıkıntıları petrol fiyatlarını 100-120 dolar bandının üzerine taşıdığı takdirde, Türkiye dahil olmak üzere enerjide dışa bağımlı tüm gelişmekte olan ülke ekonomileri ciddi cari açık ve kur baskısıyla yüzleşmek zorunda kalacaktır.
ABD'nin Doğu ekonomilerini maliyet baskısıyla sıkıştırırken Pakistan-Belucistan hattında PKK türevi vekâlet örgütlerini devreye sokması, krizin Orta Doğu'dan Güney Asya'ya yayılma riskini barındırmaktadır. Bölgedeki tek nükleer güç olan Pakistan'ın istikrarsızlaştırılması ve İran'ın Doğu sınırından baskılanması, küresel güvenlik mimarisini son derece kırılgan ve öngörülemez bir noktaya taşımaktadır.
Tüm bu karamsar tablo içerisinde Türkiye'nin Somali'de üstlendiği askeri, idari ve ticari rol stratejik bir zeka ürünüdür. Türkiye, Afrika Boynuzu'ndaki varlığı sayesinde Babülmendep ve Hint Okyanusu girişinde masadan dışlanamayacak anahtar bir aktör konumuna gelmiştir. Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin bu bölgedeki askeri mevcudiyetini pekiştirmesi, enerji ithalat maliyetlerindeki artışa karşı yerli kaynak hamlelerini hızlandırması ve Doğu-Batı ticaret hatlarındaki alternatif lojistik projelerde öncü rol alması hayati önem taşımaktadır.
Kanal: GZT