Amiral Cihat Yaycı açıkladı: Türkiye'nin Meis’te denizaltı resti ne demek?
GZT · 2026-09-13
💡 Hızlı Bilgi
1. Türkiye, Doğu Akdeniz'de ilan ettiği deniz milli parkı sahasında 1-15 Eylül tarihleri arasında TÜBİTAK Marmara araştırma gemisi için Navtex duyurusu yayımlayarak bilimsel faaliyet başlattı.
2. Yunanistan'ın Meis (Kızılhisar) Adası çevresine silahlı sahil güvenlik botu göndermesine karşılık Türk Deniz Kuvvetleri bölgeye denizaltı intikal ettirerek caydırıcı askeri mesaj verdi.
3. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'in Meis'in yanı sıra egemenliği tartışmalı Karaada ve Fener Adası'nı kapsayan provokatif bir ziyaret planladığı açıklandı.
4. Emekli Amiral Cihat Yaycı, 1923 Lozan ve 1947 Paris Barış Antlaşmaları uyarınca Karaada ve Fener Adası'nın hiçbir zaman Yunanistan'a devredilmediğini ve hukuken Türkiye'ye ait olduğunu vurguladı.
5. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Kaş'tan seslensek Meis'ten duyulur" ifadesine dikkat çekilerek, olası bir askeri çatışmada Türkiye'nin adalara yönelik abluka dahil geniş çaplı operasyonel üstünlüğe sahip olduğu belirtildi.
📊 Detaylı Açıklama
Doğu Akdeniz ve Ege Denizi'nde tırmanan gerilim, Yunanistan'ın deniz parkı ilanlarına Türkiye'nin karşı deniz parkları ilan ederek sahada aktif varlık göstermesiyle yeni bir safhaya taşındı. Emekli Amiral Cihat Yaycı, Türkiye'nin Fethiye ile Kaş arasındaki kritik bölgede deniz milli parkı ilan etmesinin ardından, 1-15 Eylül tarihleri arasında TÜBİTAK Marmara bilimsel araştırma gemisini bölgeye sevk ettiğini ve Antalya İstasyonu üzerinden yasal Navtex duyurusu yaptığını belirtti. Bu hamle, Türkiye'nin Mavi Vatan sahasındaki haklarını koruma ve Sevilla haritası dayatmalarını fiilen kırma iradesini doğrudan ortaya koymuştur.
Yunanistan tarafı ise Türkiye'nin araştırma faaliyetine itiraz ederek Kandiye (Heraklion) istasyonundan karşı Navtex yayımlamış, Meis Adası'nın gayri askeri statüsünü ihlal edecek biçimde adaya silahlı bir sahil güvenlik botu göndermiştir. Yaycı, uluslararası antlaşmalara göre sahil güvenlik botlarının askeri unsur niteliği taşıdığına, adanın statüsünün yalnızca "silahsızlandırılmış" değil, her türlü askeri uçuş ve gemi ziyaretini yasaklayan "gayri askeri statüde" olduğuna dikkat çekmiştir. Türkiye bu adımı karşılıksız bırakmayarak bölgeye su üstü gemisi yerine stratejik bir mesaj içeren denizaltı sevk etmiş ve caydırıcılık sergilemiştir.
Denizaltının bölgede görevlendirilmesi rastlantısal bir tercih olmayıp, doğrudan kriz yönetimi ve stratejik iletişim hamlesidir. Cihat Yaycı, denizaltıların doktriner olarak "gizli silah" kabul edildiğini, su altında veya yüzeye çıkarılarak hissettirilmesinin karşı tarafa "Her hareketinizi gözetliyoruz; su üstü unsurlarıyla maceraya kalkışırsanız bedeli ağır olur" mesajı taşıdığını ifade etmiştir. Bu sevkıyat, Atina yönetiminin saha gerilimini tırmandırma niyetine karşı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bölgedeki operasyonel hazırlığını net biçimde göstermiştir.
Krizin diplomatik ve hukuki boyutunda ise Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'in 13 Eylül'de Meis (Kızılhisar) ile bitişiğindeki Karaada ve Fener Adası'na yapmayı planladığı ziyaret bulunmaktadır. Yaycı, 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Barış Antlaşması'nın 14. maddesine atıfta bulunarak, Meis dışındaki Fener ve Karaada adacıklarının hiçbir uluslararası metinle Yunanistan'a devredilmediğini belirtmiştir. Türkiye'nin masada bulunmadığı 1947 Paris Antlaşması ile Lozan sınırlarının aşılamayacağını vurgulayan Yaycı, bu adaların hukuken yok hükmünde (butlan) kararlarla işgal edildiğini ve Ankara'nın bu egemenlik ihlaline en sert diplomatik yanıtı vermesi gerektiğini savunmuştur.
Deniz hukuku açısından Yunanistan'ın Ege ve Doğu Akdeniz'deki temel tezinin çürüklüğüne değinen Yaycı, Yunanistan'ın bir "takımada devleti" olmadığını, İtalya, Hırvatistan veya Norveç gibi kıyıları ve adaları bulunan bir "yarımada devleti" hüviyeti taşıdığını aktarmıştır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi görüşmelerinde Atina'nın bu yöndeki taleplerinin reddedildiğini hatırlatan Yaycı, anakaraların kıta sahanlığında yer alan ve anakaraya son derece yakın olan adaların karasuları haricinde bağımsız bir kıta sahanlığı ya da münhasır ekonomik bölge (MEB) oluşturamayacağını İngiltere ve Fransa arasındaki Manş Denizi uygulamalarıyla örneklemiştir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Kaş'tan seslensek Meis'ten duyulur" sözünü değerlendiren Yaycı, Meis'in Türkiye anakarasına yalnızca 1,8 ila 2 kilometre mesafede bulunmasına karşın Yunan anakarasına 580 kilometre uzakta olduğunu hatırlatmıştır. Adanın günlük temel ihtiyaçlarının, acil sağlık ve lojistik hizmetlerinin Kaş üzerinden karşılandığına işaret eden Yaycı, Türk turistlerin sağladığı gelirle ayakta kalan bu ada ekonomilerinin Türkiye aleyhine silahlanma bütçelerine dönüştürülmesini sert biçimde eleştirmiştir.
Olası bir askeri kriz ya da sıcak temas senaryosunu da ele alan Yaycı, çatışmanın sadece Meis ile sınırlı kalmayacağını, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Anadolu kıyılarına çok yakın konumdaki Midilli, Sakız, Sisam ve Sömbeki gibi adaları kolaylıkla deniz ablukasına alabilecek operasyonel kabiliyete sahip olduğunu belirtmiştir. Yunanistan'ın İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile kurduğu ittifaklara güvenerek Türkiye'nin çevresindeki kriz ortamını fırsata çevirmeye çalıştığını söyleyen Yaycı; dünyanın 11. büyük savunma sanayii ihracatçısı olan, muharip tecrübesi yüksek Türk ordusu karşısında Atina'nın maceracı politikalardan kaçınması ve anlaşmalara sadık kalması gerektiğini vurgulamıştır.
🎯 Haber Analisti Yorumu
Doğu Akdeniz'de TÜBİTAK Marmara gemisi üzerinden yürütülen bilimsel Navtex ilanı ve buna eşlik eden denizaltı konuşlandırması, Ankara'nın "Mavi Vatan" doktrininde geçici bir geri çekilme yaşamadığını, aksine stratejik sabır döneminden proaktif saha hakimiyeti evresine geçtiğini göstermektedir. Sahada araştırma gemisinin sivil ve bilimsel niteliğiyle meşruiyet üretilirken, denizaltı unsuruyla örtülü askeri güç projeksiyonu sağlanması, hibrit kriz yönetimi açısından son derece dengeli ve profesyonel bir hamledir.
Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in Meis, Karaada ve Fener Adası eksenindeki kışkırtıcı ziyaret hazırlığı, Atina'nın iç kamuoyundaki milliyetçi baskıyı konsolide etme ve Türkiye-Yunanistan normalleşme sürecini kendi lehine esnetme arzusundan kaynaklanmaktadır. Ancak 1947 Paris Antlaşması'nın gayri askeri statü şartını fiilen ihlal eden askeri sevkıyatlar ve egemenliği tartışmalı formasyonlar üzerindeki karakollaşma çabaları, Türkiye'nin eline uluslararası hukuk zemininde güçlü kozlar vermektedir. Dışişleri Bakanlığı'nın "gayri askeri statü" ihlallerini Birleşmiş Milletler nezdinde düzenli olarak kayıt altına alması stratejik zorunluluktur.
Krizin bölgesel yansımalarında Atina'nın; İsrail, GKRY ve ABD ile geliştirdiği savunma bağlarına aşırı güvenerek Türkiye'yi çevreleme yanılgısına düştüğü görülmektedir. Cihat Yaycı'nın işaret ettiği ada coğrafyası asimetrisi, olası bir tırmanma anında Yunanistan'ın lojistik ikmal hatlarının Türkiye tarafından kolayca kesilebileceğini ortaya koymaktadır. 580 kilometre uzaktaki ana üslerden beslenen Meis gibi mikro adaların, 2 kilometrelik Türk kıyı şeridine karşı askeri bir meydan okuma sahasına dönüştürülmesi askeri rasyonaliteyle bağdaşmamaktadır.
Sonuç olarak Türkiye açısından izlenmesi gereken rota; "saha varlığını kararlılıkla koruma, fakat ilk kıvılcımı çakan taraf olmama" ilkesidir. Atina'nın deniz parkı dayatmalarına karşı Türkiye'nin de eşzamanlı deniz koruma ve araştırma sahaları ilan etmesi, sismik ve sondaj kapasitesini kademeli olarak sahaya sürmesi caydırıcılığı pekiştirecektir. Ankara, Ege ve Doğu Akdeniz'deki egemenliği antlaşmalarla devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklar (EGAYDAAK) meselesini masada tavizsiz şekilde gündemde tutmalı; Atina'nın kriz çıkarma hamlelerini ise sahada orantılı güç gösterisi ve diplomasiyle boşa çıkarmaya devam etmelidir.
Kanal: GZT