Alaattin Aktaş: Herkesin Enflasyonu Farklıdır!
CNBC-e · 2026-11-02
💡 Hızlı Bilgi
1. Nakitte kal ve koru; şirketlerde ve piyasada ciddi likidite kuruluğu var.
2. BIST hisselerinde acele alım yapma; fon krizinin yarattığı borsa tahribatında kalıcı toparlanma netleşmedi, bekle.
3. Özel sektör borçlanma senetlerini ve tahvillerini alma; şirketlerin 130 milyar liralık kısa vadeli borcunda geri ödeme riski tırmanıyor.
4. Krediye erişimde gevşeme bekleme; politika faizi inse bile kredi kanalları kapalı kalacak.
5. Emekli ve çalışan gelirinde refah artışı bekleme; 6 aylık enflasyon farkı eriyen reel geliri telafi etmeye yetmiyor.
📊 Detaylı Açıklama
Alaattin Aktaş, Merkez Bankası'nın politika faizini yüzde 37'den 36'ya indirmesinin reel ekonomi için pratikte hiçbir anlam taşımadığını vurguluyor. Bir puanlık indirimin maliyetleri düşürmediğini, asıl meselenin faiz oranından ziyade paraya erişim olduğunu belirtiyor. Bankaların musluğu açılmış gibi görünse de boruların dar tutulduğunu, yani kredi büyüme sınırlarının fiilen gevşetilmediğini söylüyor. Tüketici tarafında ise referans faiz seviyesi nedeniyle kredi kartı ve kredili mevduat hesabı maliyetlerinin bu yıl gevşemeyeceğini öngörüyor.
Şirketler kesiminde çok büyük bir nakit darboğazı kapıda bekliyor. Finansal olmayan şirketlerin 187 milyar liralık tahvil borcunun 130 milyar lirası kısa vadeli. Merkez Bankası tahvil itfası için kullanılacak kredileri büyüme sınırından muaf tutsa da bankalara borç verme zorunluluğu getirmedi. Aktaş, bankaların geri dönmeyeceğinden endişe ettikleri batık riski yüksek kredileri açmak istemediklerini açıkça anlatıyor. Bankalar sadece kendi ellerindeki yaklaşık 25 milyar liralık alacağı kurtarmak için seçici kredi verebilir; piyasanın geri kalanı ise ciddi bir ödeme tıkanıklığıyla karşı karşıya.
Nakit sıkışıklığı para piyasalarını doğrudan vuruyor. Takasbank Para Piyasası havuzunun geçtiğimiz haftalarda tamamen kuruduğunu ve kamu bankalarının buraya acil kaynak aktarmak zorunda kaldığını aktarıyor. Karşılıksız çek sayısının tırmandığını, faktoring şirketlerinin fonlama bulamadığını ve şirketlerin temerrüde düşmemek için maliyetine bakmaksızın nakit aradığını belirtiyor. Likiditeyi elde tutma eğilimi, yani geleceğe dair kaygılar yüzünden herkesin nakitte beklemesi, piyasadaki döngüyü tümden kilitliyor.
Fon piyasasında patlak veren sorunların reel sektöre sıçrama sürecini Aktaş bir tsunamiye benzetiyor. Kamuoyuna duyurulan ödeme sınırlarının eksik anlaşıldığını, 1 milyon liraya kadar olan ödemelerde birçok kişinin ancak 250 bin lira alabildiğini söylüyor. Fonların portföyündeki hisselerin borsa üzerinde yarattığı satış baskısı sağlam şirketleri bile iki üç yıl önceki nominal fiyatlarına geri itti. Fon krizinin şirket batıklarına, üretim kesintilerine ve son aşamada kaçınılmaz işten çıkarmalara yol açacağı konusunda uyarıyor.
Enflasyon cephesinde Aktaş, ekim ayı TÜFE verisinin yüzde 2'nin altında gelmesini bekliyor. Bu durum yıllık enflasyonu yüzde 29'un altına çekebilir. Ancak kasım ve aralık aylarında baz etkisi nedeniyle yıllık enflasyonda tekrar yukarı yönlü bir koridor görüleceğini ifade ediyor. Geçen yılki aylık baz etkilerinin bu yıl tekrarlanamayacağını savunuyor.
İstanbul Ticaret Odası'nın açıkladığı yüzde 2,47'lik ekim ayı enflasyon rakamını ise Aktaş yöntem hatası nedeniyle dikkate almadığını belirtiyor. İTO'nun ay içi fiyat ortalamaları yerine ay sonu fiyatlarını kıyasladığını, bunun da yüksek dalgalanma yaşanan dönemlerde veriyi tamamen bozduğunu açıklıyor. Kurumun geçmişteki güvenilirliğini koruması için acilen ortalama fiyat metodolojisine dönmesi gerektiğini hatırlatıyor.
Emekli ve çalışan maaşlarına yapılan zam sisteminin matematiksel bir tuzak olduğunu dile getiriyor. Maaşların ocak ve temmuz aylarında sabitlenip enflasyonun arkasından koştuğunu, oluşan üçgen alanların tamamen reel gelir kaybı olduğunu çizdiği grafiklerle gösteriyor. Herkesin enflasyonunun yaşam tarzına ve harcama kalıbına göre farklı olduğunu vurguluyor; dar gelirlinin bütçesinde gıda ve barınmanın payı yüksek olduğu için hissettiği hayat pahalılığı resmi ortalamanın çok üzerinde kalıyor.
Sanayi tarafında ise işler zayıflamaya devam ediyor. İSO imalat PMI verisi ekim ayında 47,3 seviyesine gerileyerek daralmanın 31'inci ayına girdiğini teyit etti. Yeni siparişler ve ihracat siparişleri zayıflarken, Uzak Doğu imalatındaki yavaşlama ve Çin'in agresif fiyat rekabeti Türk ihracatçısını dış pazarlarda daha fazla baskılıyor. Petrol fiyatlarında görülen anlık geri çekilmelerin de vergi artışları yüzünden pompa fiyatlarını rahatlatamayacağını not düşüyor.
🎯 Finans Uzmanı Yorumu
Programda çizilen makroekonomik tablo, para politikasının sıkılaştırma etkilerinin artık reel sektörü ve finansal sistemi boğma noktasına getirdiğini gösteriyor. Politika faizinin kağıt üzerinde 100 baz puan indirilmesi serbest piyasa koşullarında bir rahatlama yaratmıyor. Bankacılık kesimi kredi vermekten bilinçli olarak kaçınırken, vadesi gelen özel sektör borçlarının çevrilmesi imkansızlaşıyor. Bu durum finansal istikrar açısından son derece kırılgan bir tablonun varlığına işaret ediyor.
Konuşmacının duruşu açık bir şekilde nakdi koruma ve riskten kaçınma yönünde şekilleniyor. Borsa İstanbul'da zaman zaman görülen tepki alımlarının kalıcı bir boğa piyasası yaratamayacağını, fon krizinin hisseler üzerinde kurduğu baskının henüz bitmediğini çok net ortaya koyuyor. Özellikle özel sektör şirketlerinin tahvillerinde temerrüt dalgasının yaklaşması, kurumsal borçlanma araçlarından kesinlikle uzak durulması gerektiğini gösteriyor. Bu dönemde agresif getiri peşinde koşmak yerine sermayeyi batıklardan korumak ana hedef olmalı.
Büyüme motorundaki arıza riskleri artırıyor. İmalat PMI'ın 47,3 seviyesine gerilemesi sanayide çarkların yavaşladığını değil, doğrudan durma noktasına geldiğini kanıtlıyor. Takasbank havuzunun kuruması ve şirketlerin çeklerini ödeyememesi, likidite krizinin yakında kitlesel istihdam kayıplarına yol açacağını haber veriyor. Tüketicinin borçlanma maliyeti gevşemezken çalışan ve emeklilerin satın alma gücünün reel olarak erimesi, iç talep kanalını da tamamen kapatıyor.
Sonuç olarak piyasada yatırımcı için geçerli olan pozisyon "nakitte bekle ve riskli varlıklardan uzak dur" stratejisidir. Şirket tahvilleri, borçluluğu yüksek hisse senetleri ve erken kredi genişlemesi beklentisiyle açılacak pozisyonlar yüksek zarar riski taşır. Şirketler için hayatta kalma kuralı faiz oranına bakılmaksızın nakit akışını sağlamak, bireysel yatırımcı için ise fon ve borsa tarafındaki tsunami dalgası tamamen yatışana kadar savunmada kalmaktır.
⚠️ Bu içerik yatırım tavsiyesi değildir.
Kanal: CNBC-e