Savaş Suriye’yi Nasıl Etkiledi? Şam’ın İnsanları ve Hikayeleri | Suriye Vlogu Bölüm 2
49W · 2026-09-17
💡 Hızlı Bilgi
1. Doğu Guta ve Zemelka gibi savaşın en ağır yıkımına uğrayan bölgelerde halk, yerel belediyelerin bütçe ve iş makinesi eksikliğine rağmen kendi imkânlarıyla enkaz kaldırıp yeniden inşa sürecini başlattı.
2. Geçmişte Ceyşül İslam saflarında 12.000 kişilik bir tugayı yöneten eski bir komutanın, yeni yönetim tarafından askeri görevlerden uzaklaştırılarak bürokraside sıradan bir masa başı memurluğa kaydırıldığı aktarıldı.
3. Sahadaki yerel tanıklıklara göre HTŞ Halep’e ilk ilerlediğinde Türkiye başlangıçta mesafeli ve operasyona karşı bir tutum sergiledi; ancak rejimin hızla çökmesi ve başkente ilerlenmesiyle dengeler değişti.
4. Suriye lirasının aşırı değer kaybı nedeniyle piyasada 20 dolarlık basit bir harcama için bile yaklaşık 250.000 Suriye lirası sayıldığı ve insanların çantalar dolusu nakitle gezmek zorunda kaldığı belirtildi.
5. Yeni dönemde Suriye toplumunun "içeride kalanlar", "komşu ülkelere sığınanlar" ve "Batı’ya gidenler" olarak sosyolojik bir bölünme yaşadığı; ortak bir vatandaşlık kimliği kurma hedefi doğrultusunda meclis düzeyinde çalışmalar yürütüldüğü ifade edildi.
📊 Detaylı Açıklama
Doğu Guta ve Jobar kırsalı, savaş yıllarında yaşanan yoğun bombardımanların, kimyasal saldırıların ve kuşatmaların izlerini doğrudan gözler önüne seriyor. Bölgede sadece Guta genelinde 300 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği ve Jobar gibi 600 bin nüfuslu yerleşimlerin neredeyse tamamen insansızlaşarak sıfırlandığı aktarılıyor. Savaş döneminde keskin nişancı ateşinden korunmak amacıyla kazılan tüneller ve yer altı geçitleri, bölgenin ne denli ağır bir abluka altında kaldığını gösteriyor. Günümüzde ise Almanya gibi ülkelerden gelen uzman ekipler patlamamış mühimmatları ve bombaları imha etmeye çalışıyor.
Zemelka ve çevresinde yerel yönetim yapıları resmi bir devlet otoritesinden ziyade gönüllülerin çabalarıyla ayakta duruyor. Belediyenin yolları açacak bütçesi veya enkazı kaldıracak iş makineleri bulunmadığı için geri dönen siviller kendi evlerinin molozlarını temizleyip tuğlalarını yeniden dizerek yaşam kurmaya gayret ediyor. 180 bin civarında iç ve dış göçmenin döndüğü bu bölgelerde tekstil ve küçük ölçekli ticaret canlandırılmaya çalışılsa da temel altyapı eksikliği yeniden imar sürecini oldukça zorlaştırıyor.
Rejim sonrası sahadaki askeri ve idari dengeler, eski muhalif aktörler arasında belirli gerilimlere ve tenzili rütbe durumlarına yol açmış durumda. Geçmişte Ceyşül İslam saflarında yer alan ve 12 bin kişilik tugay komuta eden bir muhalif komutanın, yeni iktidar dengeleri gereği cepheden ve askeri yapılanmadan uzak tutulduğu belirtiliyor. Kendisine masa başı bir memuriyet teklif edilen komutanın bu durumu kabullenmekte zorlandığı, devrim sonrası yeni güç odağının geçmişteki diğer grupların aktörlerini geri planda tuttuğu aktarılıyor.
Yerel aktörlerin tanıklıkları, 2024 sonundaki kırılma anlarında Türkiye’nin pozisyonunun nasıl evrildiğine ışık tutuyor. Ebu Halid ile yapılan görüşmede, HTŞ’nin Halep’e yönelik ilk hamlesini yaptığı dönemde Ankara’nın Şam rejimiyle masaya oturma arayışında olduğu ve operasyona yeşil ışık yakmak yerine mesafeli, hatta karşı bir duruş sergilediği ifade ediliyor. Ancak Halep’in düşmesi ve ilerleyişin durdurulamaz bir momentum kazanmasıyla birlikte Türkiye’nin sahadaki fiili duruma göre konumunu yeniden hizaladığı dile getiriliyor.
Şam’da temas kurulan bir milletvekili, savaşın yarattığı parçalanmış sosyolojiye ve "üç farklı Suriye toplumu" olgusuna dikkat çekiyor. Esad yönetimi altında kalıp ambargo ve kuyruklarda direnenler, Türkiye ve Ürdün gibi komşu kamplara sığınanlar ile Avrupa’ya gidenler arasında karşılıklı aidiyet ve fedakarlık tartışmalarının sürdüğü belirtiliyor. Yeni yönetimin önündeki en büyük engelin, Süveyda’daki Dürzilerden Haseki’deki Kürtlere ve Tartus’taki kitlelere kadar herkesi kapsayacak tırnaksız, birleştirici bir ortak milli kimlik inşa etmek olduğu vurgulanıyor.
Suriye ekonomisi, savaşın yarattığı yıkım ve finansal çöküş sebebiyle devasa bir nakit krizine sahne oluyor. Suriye lirasının aşırı değer kaybetmesi sonucunda en büyük banknot olan 5.000 liranın bile yetersiz kaldığı; 20 dolarlık (yaklaşık 900 TL) basit bir hamam masrafı için 250 bin lira sayıldığı ifade ediliyor. Halkın ve esnafın gündelik hayatta tomarla ve çantalar dolusu parayla gezmek zorunda kaldığı, restoran ve dükkanlarda ödeme yapmanın dakikalarca süren bir para sayma seansına dönüştüğü gözlemleniyor.
Şam merkezinde güvenlik önlemleri ve bürokratik denetimler dikkat çekici bir yoğunlukta sürüyor. Şehirde çekim yapılırken Kuneytra Valiliği gibi hassas binaların denk gelmesi sonucu zırhlı ve tüfekli güvenlik görevlilerinin duruma müdahale ettiği, Türk heyetin kimlik ve çekim izinlerinin kontrol edilmesinin ardından kayıtların sildirilmesi şartıyla izin verildiği anlatılıyor. Benzer şekilde Süleymaniye Külliyesi ve Kasun Dağı gibi stratejik noktalarda askeri/resmi onaylar olmadan hareket etmenin halen kısıtlı olduğu görülüyor.
Kentin Ruknettin gibi Kürt ve Türkmen nüfusun yoğun olduğu bölgelerinde ticari hayat hareketlenirken Türkiye ile sınır ticaretinin fiyat dengesizlikleri dikkat çekiyor. Türkiye’de üretilen bazı temel gıda ve tüketim maddelerinin Şam pazarında Türkiye’deki perakende fiyatından çok daha ucuza satıldığı görülüyor. Aynı zamanda savaş sonrasında Osmanlı dönemine ait mülkiyet ve tapu belgeleriyle hak iddia etmek için bölgeye gelenlerin varlığı, gelecekte mülkiyet hukuku üzerinde ciddi hukuki ve bürokratik tartışmaların yaşanacağını gösteriyor.
🎯 Haber Analisti Yorumu
Suriye sahasından aktarılan bu tablo, Esad rejiminin devrilmesinin tek başına siyasi ve toplumsal bir istikrar getirmediğini, aksine çok daha karmaşık bir devlet inşası sürecini başlattığını net biçimde ortaya koymaktadır. Askeri çatışmaların sona ermesi önemli bir eşik olsa da yıkılmış altyapı, kurumsal hafızanın zayıflığı ve gönüllü belediye yapılarıyla idare edilmeye çalışılan şehirler, geçiş sürecinin yerel düzeyde derin bir yönetilebilirlik krizi barındırdığını göstermektedir.
Yeni iktidar odağının, geçmişte Ceyşül İslam gibi farklı tugaylarda komuta kademesinde bulunmuş aktörleri tasfiye edip masa başı memurluklara zorlaması, içeride ciddi bir güç paylaşımı riskine işaret etmektedir. Devrim süreçlerinde askeri gücün tek elde toplanması anlaşılabilir bir güvenlik stratejisi olsa da sahanın deneyimli yerel unsurlarını dışlayan bir merkezileşme, yeni rejimin tabanında iç kırılmalara ve zamanla organize muhalif kliklerin yeniden canlanmasına zemin hazırlayabilir.
Toplumsal dokuda belirginleşen "kalanlar", "göç edenler" ve "geri dönenler" ayrımı, Suriye'nin en kırılgan yumuşak karnıdır. Parlamentoda tartışılan "ortak kimlik" arayışı kağıt üzerinde umut verici görünse de etnik, mezhebi ve bölgesel ayrışmaların bu kadar derinleştiği bir coğrafyada sadece söylemle kapsayıcılık sağlanamaz. Para biriminin sıfırlandığı, insanların çantalar dolusu parayla temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığı hiperenflasyonist bir ortamda ekonomik toparlanma sağlanamazsa, toplumsal bütünleşme projesi hızla başarısızlığa uğrayacaktır.
Bölgesel aktörler ve uluslararası diplomasi açısından, Türkiye'nin ilk andaki mesafeli tutumunu hızla değişen askeri momentuma göre revize etmesi, sahadaki esnek pragmatizmi kanıtlamaktadır. Ancak Türkiye'den dönüşlerin kalıcı olabilmesi ve mülkiyet/tapu tartışmalarının yeni krizler doğurmaması için, Ankara ile Şam'daki yeni geçici idare arasında kurumsal ve hukuki mekanizmaların ivedilikle kurulması gerekmektedir. Mevcut durum, dış müdahalelerden ziyade tabandan yukarıya doğru inşa edilecek kurumsal yapıları beklemeyi zorunlu kılmaktadır.
Kanal: 49W