CANLI | Özbekistan Türk-İslam Dünyası İçin Neden Bu Kadar Önemli? Dilara Sayan İle Sıra Dışı Gündem
Haber Global · 2026-09-05
💡 Hızlı Bilgi
1. Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te kurulan devasa İslam Medeniyeti Merkezi, Şevket Mirziyev yönetiminin ülkeyi yeniden bir bilim ve kültür odağı yapma vizyonunu simgeleyen "3. Rönesans" hamlesi olarak ilan edildi.
2. Orta Asya coğrafyasının 8-12. yüzyıllar arasındaki ilk bilimsel aydınlanması ile Timur dönemindeki ikinci aydınlanmasının ardından, bağımsızlık sonrası dönem üçüncü medeniyet uyanışı olarak açıklandı.
3. İmam Maturidi’nin akıl ile vahyi uzlaştıran itikat öğretisinin ve Semerkant, Buhara, Hive medreselerinin, Anadolu ile Balkanlar'daki Türk-İslam kimliğini doğrudan inşa ettiği vurgulandı.
4. 16. yüzyılda Safevi engeli sebebiyle hac güzergâhını Karadeniz ve İstanbul’a çeviren Özbeklerin kurduğu İstanbul’daki Özbek tekkelerinin, Milli Mücadele döneminde Anadolu’ya silah kaçırılmasında kritik rol oynadığı aktarıldı.
5. Emir Timur’un göçebe toplulukları dikey mimari ve bilimsel himayeyle yerleşik şehir medeniyetine dönüştürdüğü belirtilerek, Osmanlı ile çatışmalarının günümüzde bir ayrışma değil, ortak Türk tarihinin bir parçası olarak okunması gerektiği kaydedildi.
📊 Detaylı Açıklama
Program, Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te inşa edilen İslam Medeniyeti Merkezi bünyesindeki Kur'an-ı Kerim salonundan gerçekleştirilen yayınla açıldı. Salonda, Hz. Osman’ın şehit edildiği sırada okuduğu rivayet edilen ve üzerinde kan izleri bulunan tarihi Kur'an-ı Kerim mushafı ile yaklaşık 1,5 milyon Swarovski taş, Portekiz ve İspanya’dan getirilen pembe mermerler ve ipek halılar gibi mimari unsurlar öne çıkarıldı. Bu dev merkezin, Rus Çarlığı ve Sovyet döneminde tahrip edilen eski Taşkent semtinde yeniden yükselmesi, Şevket Mirziyoyev yönetiminin sembolik bir egemenlik ve kültürel diriliş hamlesi olarak aktarıldı.
Tarihçiler Mesut Karakulak ve Saadullah Gülten, Özbekistan yönetiminin sıklıkla dile getirdiği "3. Rönesans" kavramını tarihsel evreleriyle açıkladı. Batı merkezli tarih yazımının aksine İslam'ın bölgeye girdiği 8. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar süren ilk aydınlanma döneminde İbn Sina, el-Biruni ve Farabi gibi alimlerin "Dehalar Meclisi" çatısı altında tartıştığı, dışarıdan gelen etkileri bir istiridyenin inciye dönüştürmesi gibi özümseyerek dünya bilimine öncülük eden muazzam bir medeniyet havzası inşa edildiği ifade edildi.
İkinci Rönesans döneminin mimarı olarak Emir Timur işaret edildi. Bozkırın uçsuz bucaksız yatay coğrafyasında dikey ve devasa mimari eserler yükselten Timur’un, pek çok bilim insanını ve sanatkarı himaye ettiği, Semerkant ve Buhara’yı dönemin küresel çekim merkezi kıldığı belirtildi. Bu himaye ve üretim modelinin İtalyan Rönesansı'nı dahi besleyecek seviyede bir aydınlanma yarattığı; Uluğ Bey'in Semerkant Rasathanesi'nde 1000'e yakın yıldızı kataloglaması ve öğrencisi Ali Kuşçu’nun daha sonra bu mirası İstanbul’a taşıması örneğiyle açıklandı.
Programda, Orta Asya Türklerinin sadece at üstünde yaşayan göçebe topluluklar olduğuna dair kalıplaşmış algının gerçeği yansıtmadığı dile getirildi. Bölgede İpek Yolu ticaretiyle oluşan sermayenin, "arık" adı verilen gelişmiş sulama kanallarıyla yürütülen yerleşik tarım ve şehir hayatına aktarıldığı; bu ekonomik refahın Hive, Buhara ve Semerkant’taki yüzlerce medreseye kaynaklık ederek yüksek bir ilim geleneği oluşturduğu vurgulandı.
İnanç boyutunda Semerkantlı İmam Maturidi’nin rolüne geniş yer verildi. Akıl ile vahyi birleştiren, insanın vahyolmasa dahi aklıyla yaratıcıyı bulabileceğini savunan Maturidilik anlayışının, Anadolu ve Balkanlar'daki Türk topluluklarının ana itikadi omurgasını oluşturduğu ifade edildi. Bu topraklardan çıkan düşünürlerin ve mutasavvıfların Anadolu’yu manevi olarak beslediği, mezar taşlarındaki "Semerkandi" ve "Buhari" nisbeleriyle bu etkinin bugün dahi görülebildiği aktarıldı.
16. yüzyılda kurulan Şii Safevi Devleti ile Sünni Özbek hanlıkları arasındaki çatışmaların hac yollarını değiştirdiği tarihsel bir olgu olarak irdelendi. Safevilerin engellemeleri sebebiyle Özbek hacıların Karadeniz üzerinden vapurla İstanbul’a gelip Osmanlı sultanını ziyaret etme ve harçlık alma geleneği başlattığı, İstanbul’a uğramayan hacılara "yarım hacı" denildiği kaydedildi. Bu güzergâhta kurulan İstanbul'daki 6-7 Özbek tekkesinin yalnızca dini duraklar olmadığı, Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya gizlice silah ve mühimmat kaçırılmasında stratejik lojistik üsler olarak hizmet verdiği hatırlatıldı. Ayrıca 93 Harbi sırasında hac yolundayken orduya yazılıp Balkanlar’da şehit düşen Özbek hacıların derin gönül bağını kanıtladığı belirtildi.
Hoca Ahmet Yesevi mirası ve bölgedeki tasavvufi mimari bağlamında, yer altı çilehaneleri ele alındı. Ahmet Yesevi’nin Hz. Muhammed’in vefat yaşı olan 63’ten sonra yer altına çekilerek hayatının geri kalanını burada tamamlaması geleneğinin Fergana Vadisi ve civarındaki halifeleri tarafından sürdürüldüğü aktarıldı. Yerin yaklaşık 10 metre altındaki hücrelerin tünellerle birbirine bağlandığı, bu mekanların sadece münzevi bir ibadet yeri olmayıp namaz vakitlerini ve gök cisimlerini belirlemeye yarayan hassas astronomik ışık kubbeleriyle donatılmış çok yönlü ilim merkezleri olduğu vurgulandı.
Emir Timur figürünün Türk tarihindeki konumu yeniden ele alınarak, Osmanlı merkezli geleneksel tarih anlatısındaki "yıkıcı figür" algısının değiştiği belirtildi. Cengiz Han soyundan gelmediği için "Han" yerine "Emir" unvanını kullanan, ancak "Sahibkıran" payesiyle doğu-batı sentezini kuran Timur’un, İslam dünyasında gazayla meşgul tek devlet olan Osmanlı'ya ve Yıldırım Bayezid’e başlangıçta saygıyla yaklaştığı, yaşanan savaşın iki Türk hükümdarı arasındaki siyasi bir çatışma olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Timur’un Yesevi türbesini bizzat inşa ettirerek bu manevi mirasın Sovyet döneminde bile canlı kalmasını sağladığı, ilme ve seyyidlere büyük hürmet gösterdiği tespiti paylaşıldı.
🎯 Haber Analisti Yorumu
Yayın, Özbekistan'ın son yıllarda benimsediği "3. Rönesans" konseptinin rastgele seçilmiş bir tanıtım sloganı olmadığını, devlet eliyle kurgulanan kapsamlı bir ulusal kimlik inşası ve yumuşak güç projesi olduğunu ortaya koyuyor. Taşkent yönetiminin İslam Medeniyeti Merkezi gibi anıtsal yapılarla tarihsel figürleri (Timur, Maturidi, Biruni, Uluğ Bey) yeniden sahneye sürmesi, geçmişin bilimsel ve felsefi mirasını doğrudan modern devlet meşruiyetine bağlama çabasının somut bir göstergesidir.
Bu gelişmeler, Türkiye-Özbekistan ikili ilişkilerini ve Türk Devletleri Teşkilatı'nın entegrasyon derinliğini doğrudan etkilemektedir. Geleneksel Osmanlı merkezli tek taraflı tarih okumasının terk edilerek Timur ile Bayezid arasındaki mücadelenin "kardeş kavgası" zemininde rasyonelleştirilmesi, Türk dünyasında ortak bir tarih bilinci yaratılması açısından gecikmiş fakat zaruri bir dönüşümdür. Ayrıca Özbek tekkelerinin Milli Mücadele'deki rolünün altının çizilmesi, diplomatik söylemlerin ötesinde halklar arası tarihi ve duygusal sermayeyi güçlendirmektedir.
Ancak bu kültürel canlanma hamlesinin bazı sınırları ve riskleri bulunmaktadır. Tarihsel "Rönesans" övgüsünün somut bilimsel üretim, kurumsal reformlar, ekonomik çeşitlilik ve teknolojik atılımlarla desteklenememesi halinde proje, sadece turistik ve nostaljik bir vitrin olarak kalma riski taşır. Ayrıca Orta Asya havzasında Rusya'nın geleneksel kültürel ve jeopolitik nüfuzu ile bölge ülkeleri arasındaki liderlik rekabeti, bu tür medeniyet iddialarının bölgesel yayılım hızını sınırlayabilir.
Sonuç olarak Türkiye ve Türk dünyası karar vericileri açısından bu süreci salt bir kültür turizmi yayını olarak görmemek gerekir. Ankara ve Taşkent ekseninde ilahiyat, felsefe, astronomi ve mühendislik alanlarında ortak enstitülerin kurulması, arşiv araştırmalarının derinleştirilmesi ve öğrenci-akademisyen hareketliliğinin artırılması elzemdir. Stratejik yaklaşım; Özbekistan’ın başlattığı bu kimlik hamlesini yakından izlemek ve iki ülke arasındaki kurumsal ortaklıkları bu köklü miras üzerine entegre etmektir.
Kanal: Haber Global