Prens Selman'ın yeni planı: ABD'yi bırakıp neden Türkiye'yi seçti?
GZT · 2026-09-23
💡 Hızlı Bilgi
1. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026'da Mekke'deki Safa Sarayı'nda NATO'nun 5. maddesine benzer bir ortak savunma anlaşması imzalandı.
2. Muhammed bin Selman'ın güvenlik politikasındaki bu köklü değişim, 2019'daki Aramco saldırılarında ABD'den beklenen askeri karşılığın gelmemesi ve son yıllardaki bölgesel savaşların tetiklediği güvenlik kaygılarından kaynaklandı.
3. Suudi Arabistan ve BAE'nin Yemen'de zamanla farklı stratejiler izleyerek ayrışması ve BAE'nin koalisyondan tek taraflı asker çekmesi, Riyad'ı Ankara ve İslamabad gibi Körfez dışı öngörülebilir ortaklara yöneltti.
4. Mekke Paktı; NEOM, The Line ve Kızıldeniz projeleri gibi yüzlerce milyar dolarlık Vizyon 2030 yatırımlarının güvenli bir ortamda hayata geçirilmesi amacıyla stratejik bir güvence olarak devreye sokuldu.
5. Anlaşma kapsamında Türkiye'nin İHA teknolojileri, Pakistan'ın savunma birikimi ve Suudi Arabistan'ın SAMI şirketi arasında ortak üretim hatları kurularak savunma sanayiinde dışa bağımlılığın azaltılması hedefleniyor.
📊 Detaylı Açıklama
7 Ağustos 2026 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke'deki Safa Sarayı'nda tarihi bir ortak savunma anlaşmasına imza attılar. "Mekke Paktı" olarak adlandırılan bu metin, NATO'nun ünlü 5. maddesine benzer bir savunma hükmü barındırıyor; buna göre üç ülkeden birine yapılacak silahlı bir saldırı, diğer ikisine de yapılmış kabul edilecek. Bu adım aniden ortaya çıkmadı; zira Suudi Arabistan ile Pakistan 2025'in Eylül ayında ikili bir savunma paktı imzalamış, Cumhurbaşkanı Erdoğan da yılın başındaki Riyad ziyaretinde savunma sanayi işbirliğini ve KAAN Millî Muharip Uçak Projesi'ne ortak yatırım olasılığını gündeme getirmişti.
Suudi Arabistan'ın güvenlik anlayışındaki bu radikal dönüşümün arkasında, ülkenin onlarca yıldır güvendiği ABD şemsiyesinin kriz anlarında yetersiz kalması yziatıyor. Eylül 2019'da Aramco'nun Abkayk ve Hureys tesisleri Husiler tarafından İHA ve seyir füzeleriyle vurulduğunda dünyanın en büyük petrol işleme tesisleri geçici olarak devre dışı kalmış, ancak o dönem Trump yönetiminden beklendiği gibi sert bir askeri karşılık gelmemişti. Ardından Haziran 2025'teki 12 gün süren İsrail-İran savaşı ve 2026'da ABD'nin doğrudan katıldığı "Destansı Öfke" (Operation Epic Fury) operasyonu, Riyad'ın kendi sınırları yakınındaki savaşları pasif bir seyirci olarak izlemesine ve güvenliğini tek bir başkente bağlamanın risklerini açıkça görmesine neden oldu.
Riyad'ın Körfez içindeki müttefiklik ilişkilerinde yaşadığı hayal kırıklıkları da bu yeni ittifak arayışını hızlandıran unsurlar arasında yer aldı. 2015 yılında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Yemen'e birlikte müdahale edip Husilere karşı koalisyon kurmuş olsalar da, sahadaki hedefleri zamanla farklılaştı. Suudi Arabistan kuzeyde sınır güvenliğine odaklanırken, Abu Dabi güneyde Güney Geçiş Konseyi gibi ayrıkçı grupları destekledi ve 2019'da Riyad'a önceden haber vermeden askerlerinin büyük bölümünü çekti. 2022'de Aden'de Suudi destekli güçler ile BAE destekli gruplar arasında doğrudan çatışmaların yaşanması, Riyad'a coğrafi olarak yakın komşuların bile kriz anında kendi yollarını çizebileceğini gösterdi.
Muhammed bin Selman, 2017'den bu yana ülkesini reform yapan, kararlı ve bağımsız kararlar alan bir lider imajıyla konumlandırıyor ve "Vizyon 2030" kampanyalarını büyük bir özgüvenle yürütüyor. Ancak NEOM, The Line ve Kızıldeniz Projesi gibi devasa projeler yüzlerce milyar dolarlık dış sermaye gerektiriyor ve 2019'daki Aramco saldırısı ile son yıllardaki İran savaşları, yatırımcı güvenini sarsan en büyük risk faktörleri oldu. Mekke Anlaşması, Suudi Arabistan kamuoyunda ülkenin ABD'nin korumasına bağımlı pasif bir aktör olmadığını, kendi güvenlik mimarisini kurabilen bağımsız bir güç haline geldiğini kanıtlayan stratejik bir hamle olarak okundu.
Savunma sanayi alanındaki dışa bağımlılığı azaltmak da bu paktın temel sütunlarından birini oluşturuyor. 2017'de kurulan Suudi Arabistan Askeri Sanayi Şirketi (SAMI) yerli üretimi artırmayı hedeflese de kapasite hâlâ sınırlı kalmıştı. Türkiye'nin Bayraktar TB2 ve Akıncı gibi İHA'lardaki başarısı, Pakistan'ın ise füze ve hava savunma sistemlerindeki birikimi bu açığı kapatma potansiyeli taşıyor. Ayrıca Husilerin ucuz İHA ve balistik füzelerle düzenlediği saldırılar karşısında Patriot sistemlerinin her zaman yetmeyişi, ülkeyi Türkiye ve Pakistan ile ortak üretim hatları kurmaya ve teknoloji aktarımını hızlandırmaya yöneltti.
Küresel ticaretin can damarı olan Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz'deki güvenlik tehditleri de anlaşmanın coğrafi kapsamını doğrudan etkiliyor. 2023 sonundan itibaren Husilerin ticari gemilere yönelik saldırıları, taşımacılık şirketlerini Ümit Burnu'na yönlendirerek tedarik zincirini aksatmış ve Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz kıyısındaki dev projelerini tehdit etmişti. Pakistan deniz kuvvetlerinin çok uluslu operasyonlardaki tecrübesi ve Türkiye'nin büyüyen donanma gücü sayesinde, Mekke Anlaşması sonrasında Kızıldeniz'de ortak devriye ve koordinasyon mekanizmalarının kurulması ve Riyad'ın bölgesel bir deniz güvenliği aktörüne dönüşmesi bekleniyor.
🎯 Haber Analisti Yorumu
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Ortadoğu'daki güç dengelerinin geleneksel Batı merkezli eksenden çoklu kutuplu ve bölgesel öncelikli bir yapıya evrildiğini gösteren son derece kritik bir eşiktir. Suudi Arabistan'ın Washington'a olan mutlak güvenini sorgulayarak Türkiye ve Pakistan gibi askeri kabiliyetleri yüksek, bağımsız aktörlerle yeni bir güvenlik şemsiyesi örmesi, Riyad dış politikasında pragmatik ve oyun kurucu bir dönemin başladığını net bir şekilde kanıtlamaktadır.
Bu paktın hayata geçirilmesi, özellikle Körfez bölgesindeki enerji hatlarının ve trilyonlarca dolarlık Vizyon 2030 yatırımlarının sürdürülebilirliği açısından hayati bir risk hedge etme (riskten korunma) hamlesidir. İran ile yaşanan bölgesel gerilimler ve Husi kaynaklı asimetrik İHA/füze tehditleri göz önüne alındığında, Türkiye'nin SİHA teknolojisi ile Pakistan'ın füze savunma birikiminin Suudi altyapısına entegre edilmesi, sadece askeri bir caydırıcılık yaratmakla kalmayacak, aynı zamanda küresel yatırımcıların ülkeye olan güvenini pekiştirecektir.
Öte yandan, bu anlaşma ABD ile ittifakın tamamen bitirildiği anlamına gelmemekte; aksine Riyad'ın Washington'a "artık tek seçenek değilsin" mesajı vererek pazarlık gücünü artıran çok katmanlı bir denge politikasını işaret etmektedir. BAE ile Yemen sahasında yaşanan geçmişteki ayrışmaların Suudi Arabistan'a öğrettiği en büyük ders, güvenlik tekelini tek bir başkente bırakmamak olmuştur; dolayısıyla Ankara-Riyad-İslamabad üçlüsü, Körfez dışı ama tarihsel ve dini bağları güçlü alternatif bir eksen olarak uzun vadede kalıcı bir etki bırakmaya adaydır.
Kanal: GZT